'FETÖ'ye savaş açan şahsım ve AK Parti'dir'

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM grup toplantısında konuştu.

'FETÖ'ye savaş açan şahsım ve AK Parti'dir'
TAKİP ET Google News ile Takip Et

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan "Türkiye’de FETÖ’nün güçlenmesinde herkesin payı olabilir ama bu ülkede FETÖ’yü terör örgütü ilan edip ona savaş açan şahsım ve AK Parti’dir" dedi.

FETÖ'nün siyasi ayağı ve ‘darbe teşebbüsü' tartışmalarının devam ettiğini kaydeden Erdoğan, “Bu ülkede FETÖ meselesinin çok uzun ve derin sosyal, siyasi, kültürel kökleri olduğunu bilmeyen kimse yoktur. AK Parti'den önce olduğu gibi AK Parti döneminde de Türkiye bu süreci yaşadı. Yapı diğer pek çok sivil toplum örgütü gibi toplumun ve hukukun meşru kabul ettiği gibi sınırlar içinde faaliyet yürütürken tehdit ilan edilmiş değildir. Herhalde Ecevit'in CHP'nin ve DSP'nin başkanı olduğunu bilmeyen yoktur ve aradaki muhabbeti bilmeyen de yoktur. Ne zaman ki bu yapının eğitim, hayır, dayanışma sınırlarını aşıp devleti ele geçirmeye çalışan bir örgüt olduğu netleşti, işte o zaman karşısında bizi, milleti ve hukuku bulmuştur” ifadelerini kullandı.

“Türkiye'de FETÖ'nün serpilmesinde, büyümesinde, güçlenmesinde herkesin payı olabilir ama bu ülkede FETÖ'yü terör örgütü olarak ilan edip ona savaş açan şahsım ve AK Parti'dir” diyen Erdoğan, “Şunu da çok açık net söyleyeyim, FETÖ'nün bu ülkede anlaşamadığı, görüşemediği tek bir lider vardır, o da merhum Erbakan hocamızdır. Erbakan hocamızdan nefret ederdi ve hiçbir zaman bir araya gelmemişlerdir. Erbakan hocamla beraber olduğunu iddia eden malum zat, ne yazık ki onunla beraber dirsek temasında olanlarla beraber yürüyorlar. Her gün birileri çıkıp FETÖ konusunda ahkam kesmeye çalışıyor. Bu ülkede vesayet güçleri yıllarca FETÖ'ye en küçük bir şekilde dokunmamışlardır. Tam tersine Allah diyerek, kitap diyen, namaz kılan, eşi başörtülü kim varsa onları tasfiye etmenin yollarını aramışlardır. İrtica ile mücadele kisvesi altında din düşmanlığı yapılmasına biz de, milletimiz de rıza gösteremezdik. Başbakanlığım boyunca Yüksek Askeri Şuralarda önüme tek bir FETÖ'cünün dosyası gelmedi. Takiyeyi bir hayat biçimi haline getiren FETÖ'nün hiçbir mensubu din ile, diyanet ile ilişkili bir görüntü vermiyordu. Milletin değerleriyle uğraşmaktan kendi bünyelerini ur gibi saran FETÖ tehdidini görmeyenlerin bugün bizi suçlaması aslında kendi gafletlerini saklama çabasından başka bir şey değildir. Yıllarca siyasi alanda insanları değerlerinden, ibadetlerinden, kıyafetlerinden dolayı onlara saldıranların durumları da aynıdır. Bunlar FETÖ tehdidi ortaya çıktıktan ve mücadele başladıktan sonra birden karşımıza en büyük FETÖ savunucusu olarak çıkarak aslında ne kadar omurgasız olduklarını göstermişlerdir. Demokrasi, insan hakları, hukuk, adalet söylemlerini FETÖ ile mücadeleyi sulandırmak, FETÖ tehdidini hafifletmek için kullananlar bu millet için en az FETÖ zihniyeti kadar tehlikelidir. Bu kesimlerin PKK için de, ülkemize adeta savaş açmış iç ve dış odak için de aynı tutumu göstermeleri zihniyet bozukluğunun konjonktürel değil yapısal olduğunun işaretidir. Bizim bu zırvalara cevap vermemizin tek bir sebebi milletimize olan saygımızdır. Meydanı demokrasinin kendilerine sunduğu zemini yalanları ve iftiraları ile milleti zehirlemek için kullananlara asla bırakmayacağız. Türkiye'nin terörle mücadeleden ekonomiye kadar her alanda tarihinin en büyük mücadelelerinden birini verdiği şu dönemde ülkenin ve milletin dikkatini dağıtmak, enerjisini heba etmek isteyenlere izin vermeyeceğiz. Bu meseleyi izah edecek, ithamları cevaplandıracak, iftiraları atanların yüzlerine çarpacak ve yaşananları tarihe havale edeceğiz” açıklamasını yaptı.

FETÖ'yü bir terör örgütü olarak tanımlarken ve mücadeleyi başlatırken karşılarındaki sorunun büyüklüğünü bildiklerini söyleyen Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

“Tahmin edemediğimiz husus CHP'nin ve yıllarca zahirde bu gibi yapılara karşı gözüken çevrelerin bir anda karşımıza en büyük FETÖ yandaşı olarak çıkmalarıydı. Bizim bu yapıyla en başından beri hem meşrebi hem itikadı sorunumuz var ama hükümetlerimiz döneminde ülkede bizim gibi düşünmeyen, hareket etmeyen herkes gibi bunlara da hukuk ve hakkaniyet sınırları içinde yaklaştık. Doğrusu ben de görüştüm, bunu kaçırmama gerek yok ama Erbakan hocamın bunlarla ilişkisinin olmadığını da sizlere az önce ifade ettik. Liderler içerisinde zaten ilişkisi olmayan sadece oydu. Demirel'in, Ecevit'in görüşmüşlüğü vardır, şu andaki beyefendinin aynı şekilde görüşmüşlüğü vardır. Hepsinin bunlarla görüşmüşlüğü vardır ve irtibatları ileri derecededir. İlk zamanlar bu yapının oluşturduğu tehdidi kendi çevremize bile anlatmakta zorlandığımızı kabul ediyorum. MİT kumpası bu yapının gerçek niyetinin şüpheye mahal bırakmayacak şekilde anlaşılmaya başlamasını sağladı. Hem siyasette hem bürokraside hem de nazımızın geçtiği sivil toplum yapılarında bildiğimiz, teşhis ve tespit ettiğimiz FETÖ'cüleri süratle tasfiye etmeye başladık. FETÖ'nün devlet ve toplum hayatımızın kılcal damarlarına kadar sızmasının tarihi eskidir. Ama FETÖ ile gerçek anlamda amansız bir savaşa tutuşan 2010 itibarıyla biziz. Bir ülkenin yönetimini devraldığımızda güya bu konuda en hassas kurumlar olan ordunun, emniyetin, yargının, akademinin kritik noktaları zaten örgüt tarafından işgal edilmişti. Milli Güvenlik Kurulunda biz bu meselenin üzerine gidene kadar alınan kararların hepsinin de arkasında gizli niyeti FETÖ ile mücadele değil, toplumsal reaksiyonu tetikleyerek FETÖ'yü koruma olduğunu görüyoruz.”

FETÖ'cü danışmanların CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'nun yanında olduğunu söyleyen Erdoğan, “Sadece onlar değil, İP'in de danışmanlarında yine onlar var. Tam bir istila hareketi. Arkadaki gerçek oyunun ortaya çıkmaması için kurulan bu tezgahın yıllarca başarıyla yürütüldüğünü teslim etmemiz gerekiyor. Kasım Gülek'ten Ecevit'e kadar herkes bu oyunda üzerine düşen rolü oynamış, FETÖ'ye figüranlık yapmışlardır. Bu oyunun son perdesinin başrolü de Kılıçdaroğlu'na verilmiştir. 15 Temmuz gecesi FETÖ, şahsımdan bakanlarımıza, bürokratlarımızdan medya temsilcilerimize kadar pek çok milletvekiline kadar herkesin peşine düşmüştür, bir tek kişi FETÖ'nün himayesine, korumasına mazhar olmuştur, o da Kemal Kılıçdaroğlu'dur. İstanbul Atatürk Havalimanı'nda FETÖ'cülerin tanklarıyla burun buruna gelen bir genel başkanın önünde bir anda tüm yollar açılmıştır. Kılıçdaroğlu'nun kaçış videosunu şimdi izleyeceğiz. Tankların arasında VİP nizamiyesinden uğurlanan Kılıçdaroğlu. Burada ilginç olan ‘Haberim olsaydı ben de beklerdim' diyor. Bütün milletin haberi oldu ama bay Kemal yok. Belediye başkanının evinde televizyondan süreci izledi. Kılıçdaroğlu biz tankların karşısındaydık, helikopterlerin altındaydık, milletimle beraber biz havalimanındaydık ama sen Bakırköy Belediye Başkanının evindeydin. İnsan bu şahsın evinin ve cüzdanının en gizli bir köşesinde bir dolarlık banknot saklayıp saklamadığını da merak etmiyor değil. Benim orada korumalarım gazi oldu, bay Kemal senin bunlardan haberin var mı? Aradan nice zaman geçti, bu harekatın içinde olanlar hep yakalandı ama bir kısmı Yunanistan'a kaçtı. Bana da adaya gitmemi tavsiye edenler oldu. Ben de o kardeşimize dedim ki, ‘Ben bu topraklarda doğdum, bu topraklarda ölürüm.' Eğer 10-15 dakikalık bir gecikme olmuş olsaydı bunlar bizi oralarda vuracaklardı. Süreç bu. Ey Kılıçdaroğlu sen hala milleti aldatmakla meşgulsün. Kontrollü darbe, doğru kontrol sizdeydi ama başaramadınız. Buradan soruyorum, şayet 15 Temmuz darbesi başarılı olsaydı ertesi gün Kemal Kılıçdaroğlu milletin karşısına acaba hangi sıfatla çıkartılacaktı. Darbe girişimini kurgu diyerek önemsizleştirmeye çalışan darbeciler için adalet yürüyüşü yapan, danışmanından milletvekiline etrafındaki nice kişi FETÖ'den hapse atılan böyle bir siyasetçinin örgütle ilişkisi olmadığına soruyorum nasıl inanabiliriz. Kılıçdaroğlu'nun FETÖ ile ilişkisi bu örgütün deşifre olduğu 17-25 Aralık ile hızlanmış, 15 Temmuz'un ardından da zirveye çıkmıştır. Eline milletin kanı bulaşan bir örgütün savunuculuğuna soyunmanın siyasetle, siyasi hesapla, çıkarcılıkla dahi ilgisi olamaz. Bunun adı örgütün kendisine verdiği kamikaze görevini yerine getirmektir” ifadelerini kullandı.

"BUNLAR MASUM BİR AYAKLANMA HADİSESİ DEĞİLDİR"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Bunlar masum bir ayaklanma hadisesi değildir. Bunlar ciddi manada perde arkasında Soroz türü bazı ülkeleri ayaklandırmak suretiyle oraları karıştıran tipler vardır. Onun da Türkiye ayağı malum içerideydi. Bir manevrayla onu beraat ettirmeye kalktılar. Onlarla beraber başkaları da bunların içinde. Bütün bu olaylar boyunca 46 kamu binası ile 231 polis aracı ve 44 ambulans kullanılamaz hale getirildi. Vatandaşlarımıza ait 326 iş yeri 201 araç yağmalandı. 80 belediye otobüsü ve 85 otobüs durağı yakılmıştır. Tüm bu maddi zararların da ötesinde 697 güvenlik görevlimiz yaralanmış ve 1 polisimiz de şehit olmuştur. Gezi olayların doğrudan maliyeti 1,4 milyar dolar iken dolaylı maliyeti ise yüzlerce milyar doları bulmuştur" dedi.

"İDLİB HAREKATI BİR AN MESELESİDİR"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, "Son ikazlarımızı yapıyoruz. Şu ana kadar maalesef arzu ettiğimiz neticeye ulaşamadık. Masada bizim istediğimiz yerin çok uzağında olunduğu bir gerçektir. Türkiye, İdlib konusunda kendi harekat planını uygulamak için her türlü hazırlığını yapmıştır. 'Bir gece ansızın gelebiliriz' diyoruz. Daha açık ifadeyle İdlib harekatı bir an meselesidir" dedi.