Bayramlarımızın ve kutlamalarımızın neresindeyiz?


Ülkemizde acısıyla, ekşisiyle, mayahoşu ile olur olmaz kutlama hastalığı almış başını gidiyor. 27 Mayıs darbesini “Anayasa ve Hürriyet Bayramı” olarak giydirdiler. Ülkemizin ve demokrasimizin en az 50 yılını heba etti. Darağacına gönderilen Demokrasi şehitlerinin siyasi vârisleri dahi 19 yıl boyunca kuzu kuzu kutladılar. Hem de Başbakan, Bakan ve Vekil sıfatları ile.  Hepimizin anası da, babası da ve bizler bile kutlar gibi yaptık. Devleti eline geçiren VESÂYET ODAKLARI, yurttaşı resmen riyakârlığa zorladı. Neyse ki, bozuk saat misali  “Birileri” çıktı da, “darbe kutlanır mı” dedi ve kaldırıp çöpe attı. Bizler de gülecek miyiz, ağlayacak mıyız şaştık.

Hristiyan aleminin Noel’i sayılan yılbaşını da kutluyoruz. Hem de şapur şupur. Çam katliamı de beraberinde.

Anlama, araştırmama, idrak edememe zaaflarımız var. Bunun içidir ki, “Cumhuriyet” deriz de ne olduğuna, ne getirip ne götürdüğüne bakmadan kutlarız. Şayet zihnimizin bir kenarında “İslam bizi geriletti” takıntısı ve şablonu çivilenmişse cumhuriyetçiliğimiz daha da depreşir.

Çanakkale, Dumlupınar, Sakarya... Her birisinden cumhuriyet çıkar. Hele de hiçbir zaman bize ait olmayan Çanakkale Savaşları. Almanların üzerindeki baskıyı emmek uğruna düşman bile-rek, isteyerek (taamüden) üzerimize çekildi ve bizim “ANADOLUNUN SAF ve GARİP MEHMET LERİ” kırıldı, döküldü, yok edildi…Kalanlarını da Sarıkamış Dağlarında yok ettiler. Bu ihaneti yapan ve maşa olanlar, on binlerce GARİP MEHMET, Allah-u Ekber Dağlarında donarak insandan ağaç yapatılar. Bu facianın üstünü örtmek için de İstanbul’daki o günün en lüks oteli Pera Palas’ta “Zafer Baloları” düzenlediler.

Bizim Donkişotlarımız olan İttihatçıların, cefalı Milletimizin başına açtığı belâlardan sonra da “Kraldan fazla kralcılık yapan soytarılar”, yâni; zaman zaman Gazi Mustafa Kemâl’in ötesine geçenler, o kadar çok ofsaytsa düştüler ki; sayısını saymak bile mümkün değil. Hiçbiri Kuvva-i Milliye Ruhunu hatırlamaz oldu ve meselâ: Afyon’un giriş çıkışlarına, “Cumhuriyet’in kazanım topraklarındasınız” levhalarını astılar. Bu “kel alaka”yı yapanlara çıkıp da hiç kimse : “İstiklâl Savaşımızın burada ve diğer cephelerdeki kazanımları ile Cumhuriyetin ne alâkası var ?” diye soru sorma cesareti gösteremedi. “Yunan işgaline karşı çıkmaktan cumhuriyet mi çıkar ?” demedi. Bu durumda adama : “Yoksa Yunan işgali bir proje miydi ?” demezler mi?

Osmanlı topraklarını Türkiye, Irak, Arabistan, Suriye diye kim böldü? Haydi, :” Yunan’ı Kuvva-i Milliye kovdu.” diyelim; geride işgali sürdürmeyi sürdüren İtalyanlar, Fransızlar, İngilizler var. Onların çekilmeleri nasıl oldu? Aynı yöntemi, ABD Irak işgalinde uyguladı. Yağmaladı, kırdı, döktü ve gitti. Aslında gitmedi, çünkü gitmezler. Dün de öyleydiler, bugün de öyleler. Biz ise; yıllardır oturup saçımızı başımızı yolacağımız yerde İngiliz’in yaptıklarıyla övünüyoruz. Hâlbuki o İngiliz ; “Allah’ın Kılıcı” bu şanlı Milleti şanlı kılmış ne kadar manevî dinamiği varsa yerle bir ettirdi. Arap Dünyasının okumuşlarını Türk ve Acem Dünyasına, Türk ve Acem Dünyasının okumuşlarını Arap Dünyasına, hâsılı; herkesi herkese, bizi bize düşman etti.  Bir rejim ki; hiçbir tarafından cumhura dayanmadığı hâlde “Cumhur’a (halkımıza) ait“ manasını çalarak bir garip ve aslında gerçek adı hiç de yabancımız olmayan bir rejimi biz  “Cumhuriyet Bayramı” diye kutladık…

Kendi eliyle kısalttığı adı “YOZDİL”  olan Zat, Cumhuriyetimizin 15 yılını içine alan zaman dilimini bakın nasıl tarif ediyor: ”Mustafa Kemal,  içmek için Pera Palas’a, Garden Bar’a, Rose Noir’a giderdi. Yaz aylarında Büyük Ada’daki Anadolu Kulübü favorisiydi.  Sofrada altı yedi saat oturur, bunun en az bir saati rakılı olurdu. Şarap ve şampanyayı resmi ağırlamalarda tercih ederdi.  Poker ustasıydı ve özellikle parasına oynardı. Dans eder, içkiyi alenen içerdi…” 

İşte bu kafanın, aklı fikri kafa çekmek olduğu için, “Cumhuriyet” denince alkolle özdeşleşen bu garabet cumhuriyeti anlıyor ve bize de bunu dayatmak istiyorlar.

mgulec@sondakika23.com

YAZIYI PAYLAŞ!