Dikkat! Muhakememizin felci


1897 Yılındaki ABD Başkanı, şöyle demişti: “ Bundan sonra, ülkeleri silahla ve askerlerle işgal etmemize gerek kalmayacak. O Ülkelerin okumuşlarının beynini işgal etmemiz, bu gayemize hiç kan dökmeden ulaşmamızı sağlayacak...” Halbuki, Osmanlı’yı yok etmek için Haçlı-Siyon İttifakı, bu tip operasyonlara  2.Viyana Bozgunumuzdan itibaren Sabatay Sevi ile başlamıştı bile. Nitekim, Milletimiz; İstiklal Savaşı ile fiilî işgali kırmıştı belki, lâkin bu kez de üzerimizde ve Ülkemizde kültürel ve zihnî işgal başlamıştı.

ABD’nin bu Başkanının bu iddialı lafından sadece 17 yıl sonra 1.Dünya Savaşı patlak verdi ve 35 milyon insan öldü. 42 yıl sonra 2.Dünya Savaşı patlak verdi, 60 milyon insan öldü. Ve Batı, nihâyet bu olup bitenlerden sonra bu Başkanın dediğini uygulamaya başladı. Soğuk savaşın en güçlü silahları olan PSİKOLOJİK ve ÖZEL HARP taktik ve kurallarını kurumsallaştırarak bütün Dünyaya şâmil hâle getirdi.

Türkiye'miz birçok İslam ülkesinden farklı şartlarda kuruldu. Bazı geri alınamayacak tavizler verilerek de olsa, Emperyalizmin çıplak gözle gözüken hegemonyasından kurtulduk. Ancak, yine de bu durum Batı güçlerini teselli etmedi. Türkiye’nin Emperyalizmine karşı kurulmuş olması ve her istenildiği zaman yönlendirilemeyen bir güç olagelmesi, Batıyı daima kaygılandırdı. Hatay Harekâtı, A.Menderes’in Batı’ya rest çekerek SSCB ile temas kurması, Kıbrıs Harekâtı gibi... Bugünlerde de aynı kaygıların sonuçlarını yaşıyoruz. Batı ve işbirlikçileri, Türkiye’yi bir türlü istedikleri gibi dizayn edemiyorlar!

Türkiye’nin Osmanlıdan itibaren önünü kesme politikaları Cumhuriyetten beri de devam etti. Vatikan başta olmak üzere Batılı güç odakları, çoğu zaman dışarıdan ve son ikiyüz yıldır da içeriden ele geçirdikleri imkânlarla bu yolda epey bir mesafe kat ettiler. Öyle ki; Osmanlı’da padişahları, aydınları, devlet adamlarını ele geçirebilecek, Padişahları, Başbakanları dahi devirebilecek güce ulaştılar. Daha düne kadar çok sınırlı sayıda insanın fakat bugün çok kişinin bildiği bir gerçek var ki; açık ve örtülü her darbelerin arkasında Batı ve onun içimizdeki maşalarının oluşturduğu birleşik bir blok var!

Türkiye’de iktidarlar, çoğu zaman ekonomik, siyasi ve toplumsal anlamda muktedir olamamış, ya da muktedir yapılmamışlardır. Ancak, A.Menderes’le başlayan çevrenin merkeze olan ilgisi ve talebinin artmasıyla merkezi ellerinde bulunduran BATININ TAŞORAN BARONLARI bir şekilde gizli güçlerini açığa çıkarmakta ve Türkiye’nin çevresini, yani halkını, yâni tabandan gelen dalgayı kuşatarak ya da manipüle ederek dâimâ merkezi güçleri (Zinde Güçleri) etkin kılacak askerî ve ekonomik planları devreye sokma gayreti içine girdiler.

A.Menderes'in idamına giden yolda ABD’nin rolü artık tartışma götürmez bir gerçektir. Türkiye bir şekilde ayakları üzerine doğrulma emareleri gösterdiği anda önüne konan türlü yemlerle, tuzaklarla yönü değiştirilmeye çalışılmıştır, çalışılmaktadır.

Türkiye bir anlamda Türk- İslam dünyasının son kalesidir. Akılcı, sorgulayan, üreten, Haçlı Ruhu, Avengelizm, Siyonizm... gibi pek çok yeraltı derin ve çok güçlü YAPILARın her türlü sabotajına rağmen kurulan bir devletin ayakları üzerine doğrulmaya başlaması ve önüne büyük hedefler koyarak yürümek istemesi, eskisinden de güçlü olan bu emperyalis gürûhu rahatsız ediyor.

Akıl dinin temel direğidir. Aklı dışlayan paganist Hıristiyanlıktan ayrılan en önemli yönümüz, akılla îmanın ayrılmazlığı ve birbirini bütünlemesine ve fazlasıyla yer verilmiş olmasıdır. Türkler arasında ümmî kabilelerde bile akıl ön plandadır. Aklı ön plana alan bir kültür ve dînin temsilcileriysek, aklı dışlayan ve kendilerine sorgusuz-sualsiz biat etmemizi bekleyen ideolojik kafeslerden ve taassuplardan uzak durmalıyız. Unutmayalım ki, düşman uyumuyor. Ve biz ; muhakeme erdemimiz dumûra uğratıldığı için, kadîm düşmanlarımızın ve Emperyalistlerin menfaati  uğruna kendi uçak ve silah fabrikalarımızı havaya uçuranlara (Tek Parti Dönemi) ve 1958 yılında onayına gelen Kendi Motorumuzu Îmâl Projesi’ni : “ ABD’den daha ucuza alıyoruz..” diyerek geri çeviren ..vs. Cümle hain ve aymazlara “Kahraman” demeye devam ediyoruz.

Esâsen; 300 yıldır aklımızı başkalarına emanet ettiğimiz ve başkalarından emanet dünya ve devlet sistemleriyle hayatımıza yön verdiğimiz dönemden beri ne dünya işlerimiz ne de îmanla olan bağımız yolunda gitmiyor!

Kabul etmemiz gerekir ki, Osmanlı; aklı dışladığı ve Emevîlerin dinimize soktuğu anlayışları DİN ANLAYIŞI olarak kabul edip böylesi bir inanç anlayışından medet ummaya başladığı dönemden itibaren ataletten kurtulamamıştır.

"Netçe itibariyle" :   Türkiye’nin içinde bulunduğu durum, tarihsel süreç içerisinde Osmanlı'mızın çöküş döneminde yaşadığı birçok durum ile çok benzeşmektedir. Dışarıdaki Baronların içimize saldığı ve yetiştirdiği Truva Atları, muhtelif kesimler üzerinde muhakeme zafiyeti yani akıl tutulması yaratarak medya ve ekonomik güç odaklarını elinde bulunduranları harekete geçiriyorlar. Böylece kıskaca aldıkları çevrelerle ve onların yararına olacağına inandırılan değerler, kurumlar üzerinden bütün cemiyeti ele geçirme mücadelelerini var güçleriyle sürdürüyorlar. Milletimizin merkezini teşkil eden memur-esnaf-çiftçi-emekçi kuşatılırsa; mazaAllah ne İslâm, ne Türklük, ne de Türkiye kalır.

Ves-selâm!...

mgulec@sondakika23.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI