Ey yurdumun insanı, telaşa mahal yok, müsterih olalım


Son haftalarda Ülkemiz üzerinde maalesef bir çok badire, musîbet ve âfettir dönüp duruyor. Elazğ'ımızda ve Vatanın bir çok bölgesinden deprem ve deprem rakamına yakın şiddette artçı depremler yaşıyoruz. İnsanlarımızın tamamı, doğrudan olmasa bile bir şekilde etkilenmiş vaziyette. Allah (cc), deprem şehitlerimize rahmet, maddî ve manevî kayba uğrayan herkese güzel sabırlar bahşeyler inşallah. Yüce Mevlâ'mız; memleketimizi, İslâm âlemini ve tüm dünyamızı beterlerinden muhafaza kılar inşallah.

Görüyor ve biliyoruz ki; bir çok vatandaşımız, hayli tedirgin olmuş bir ruh hali ile: “Ne oluyoruz ?” diyor. Bu kaygı ve tereddütü yaşamakta haksız da değil. Ve esasen , son bulgulara göre uygarlık başlangıcı  14 bin yıl önceye dayanan bu aziz  Vatan Coğrafyasında, hiç  kaygı duyulmadan yaşanmış bir çeyrek asır var mıdır bilemiyorum? Bana öyle geliyor ki, böyle bir ihtimal çok zayıf.

Ülkemiz ve Devletimizin üzerine peş peşe sökün eden tabiî âfetlerin ve kazaların yanında şimdi de güney sınırımızda tam 9 yıldır süren kanlı, vahşî ve bizi her bakımdan büyük kayıplara uğratmış Suriye'deki diktatör ailenin pervasızlıkları yeni bir boyut kazandı. Devletimiz; bu Diktatörün âhı gitmiş vâhı kalmış askeri, Şubat ayı sonuna kadar İdlib'in güneyine çekilmez ise, en son alternatif olan ve esasen geç bile kaldığımız anladığı dili devreye sokmak zorunda kalacak.  ​

Şu kem talihimize bakın ki, etrafımız yıllar boyu bu ve bunun benzeri diktatörler ile kuşatılmış idi. Yıllarca Stalin'in hırlamaları canımızdan bezdirdiydi; o gitti Rıza Pehlevî Hânedanı çıktı. Pehlevî'den kurtulduk Saddam çıktı , Saddam'dan kurtulduk Esed Hânedânı başımıza musallat oldu. Bu arada, Jivkof'ları, Yunan Darbecilerini ve Kıbrıs uzantılarını ve daha nicelerini saymıyorum bile.

Bu arada, Ülkemizde 28 Şubat adıyla maruf döneminde, Kuvvet Komutanın 2250 yıllık kadim bir geleneği yerle bir eden tavırlarla MGK toplantılarında askerden rakı istediği 1997’li aylara ve yıllara tosladık. Ülkenin talan edildiği, ekonominin (-) 4’ler

oranında küçüldüğü, 23 bankanın emme basma tulumba misali yurt dışına pompalandığı, 1999’da vuku' bulan büyük deprem için gelmiş yardımların memur maaşı olarak dağıtıldığı, inanç ve vicdan hürriyetinin yok edildiği..vs..gibi nice kıyımlara muhatap olduk. O günlerde de Ülkemiz için çok kaygılanmıştık.

Az gittik uz gittik; 3 Kasım 2002'de "Dünyanın en zekî Milleti"nin Demokrasi tarihinde bir eşi daha görülmemiş olan seçim ve siyasî tasfiye operasyonu sonucu TBMMdeki partilerin tümü barajda boğulmuştu. Diktacı Oligarşi ve Vesâyet Odakları çok rahatsızdı. Allah’ın köylüsü bir imam Başbakan'dı. Bu da yetmezmiş gibi Cumhurbaşkanı da olmak istiyordu. Ve; kendileri açısından “Tehlikenin Farkındakiler”, korktuklarına uğradılar. Korktukları “Adam”ın adamı sanılan aday, 7 yıllığına Cumhurbaşkanı seçilmişti. C.Başkanı seçilen Zat, 7 yıllık zaman zarfında başındaki örtüsü sebebiyle eşini bir kez bile olsa Devlet törenlere çıkaramayan ve buna rağmen bugün : “Dini siyasete çok fazla alet ettik” diyebilen bu Zat’ın görevi sona erince, dünyanın en ferâsetli Milleti bu kez bunları, daha da korktuğuna uğrattı.

Bu arada; Türkiye’nin, Türk Milletinin ve Vatanın dahilî ve haricî düşmanları bütün hatları ile saldırılarını sürdürüyorlardı. Bütün çağların emsalsiz takiyyeci ve mükemmel kamuflaj uzmanı YAPI, yâni; 50 yıldır tüm siyasi Liderleri ve öncülerini, ayakta uyutmuş olan “Düşmanın Beşinci Kolu = Uyuyan Hücreleri ” harekete geçirilmiş olmasına rağmen yine sonuç alamadılar. Zirâ, "Kaderin üstünde ve göklerden gelen daha büyük ve bambaşka bir kader daha vardı..."

Ey Aziz Milletim ! Birileri, Devletimizin tökezlemesini dört gözle bekliyor. Lâkin boş ve ham hayâl. Mâlûmunuzdur ki; Memleket ve Millet düşmanlarının her devirde bir türlü hatırlayamadıkları tarihî ve İlâhî bir gerçek var : Dünyanın en korkunç, en acımasız silahlarından daha üstün ve hattâ kıyaslanması bile abes olan bir gerçek : Allah’ın Kılıcı ve Adaleti !

Yüce Mevlâ'mızın, bizzat kendi beyanında (Kur’an-ı Kerim’inde) de belirttiği üzre, İslamı ve insanlığı emanet ettiği bir Millete mensup olduğumuzu aslâ unutmayalım. Bize, her türlü tarifin ötesindeki bir güce sahip bu silah yeter. Nitekim; tarihin her döneminde insan üstü bir irade ve el, bu aziz Milleti koruyup kollamamış mıdır? Yeter ki inanalım ve özgüvenimizi yitirmeyelim.

mgulec@sondakika23.com

YAZIYI PAYLAŞ!