Gençler her devirde muhaliftirler, büyüklere gençliği dinlemek yakışır


İnsanlar; eskiden mağaralarda, kovuklarda, bunu takiben de çadırda yaşadı. Oradan konaklara, apartmanlara geçti. Şimdilerde ise, özellikle yeni nesiller apartlara taşınmaya başladı. Her geçen gün bütünden kopuyoruz. Hâlbuki toplu hâlde yaşamaya her zamankinden daha çok muhtaç olduğumuz bir dönemdeyiz. Lâkin içimize çekiliyoruz ve içimize kapanıyoruz.

Tek odalı apartlar özgürlük düşkünlerinin, bilhassa gençlerin yuvası hâline geliyor. Gençliğimiz yalnızlıklarını sosyal medya ile derinleştiriyor. İtirazlarını bu şekilde dillendiriyorlar. Bu gidiş, bizi asırlar öncesine, Ashab-ı Kehf ve Sevr Menkıbesine kadar götürüyor.

Evet, çağımız örümcek ağını ördü. Hepimizi içine çekiyor. Modern zamanlar; hem boşluğa düşüren ağ, hem de insanlığı yükselten çağ. Sosyal ağlar ise, modern mağara. Bu yükselttiği kadar da alçaltan ağdan kurtulmak, kendimizi ve medeniyetimizi inşa etmek, ancak Ashab-ı Kehf ve Sevr Ashabı gibi olmakla mümkün.

Gençlik kuşatılmış vaziyette ve yüzlerce günahla karşı karşıya. Günah bedensel ve ruhsal sıkıntılara sebep oluyor. Genç, hislerine teslim oluyor. Zaten gençlik damarı akıldan ziyade hissiyatı dinlemeye uygun değil midir? His ve heves ise kör, akıbeti görmüyor. Öyle ki; bir dirhem hazır lezzeti, ilerideki kilolarca lezzete tercih ediyor. Zira gençlik devresi, savruk yaşanan ve hesabî olmayan hasbî bir dönem. Gençler, özgürlük düşkünüdürler, her devirde hâkim anlayışa itiraz ederler. Araf’ta kalırlar, yâni; Huda ile hevâ arasında kalırlar. Bugünün gençliği ise apayrı. En küçük bir sıkıntıya gelemiyorlar. Kendilerini gerçeğe davet edenlere karşı huysuzlar. Söyleneni dinleyen, tavsiyeyi inceleyen olarak davranamıyorlar. Her şeye itiraz ediyorlar; seslerini yükseltiyorlar. “Bu hayat benim, karışma” diyorlar. “İlla da benim gibi olsun” diyen büyükler; gâh şefkatle, gâh öfkeyle gençlerin dünyasını alt üst edebiliyor; gençlikteki ruhî ve fikrî boşluklarını dolduramıyor ve maalesef  eksileri(-) artı (+) yapamıyorlar.

Gençlerin hâkim anlayışa itirazı var. Çünkü gençlik; bünyelerinde dinamizmi ve aksiyonu barındırır. Hâlbuki Ashab-ı Kehf Gençliği mağarada çile çekerek medeniyet inşa ettiydi. Zamane gençliği ise, "sosyal ağ" denilen Keyif  Mağarası’nda yaşıyor. Onları oradan çıkarmak, hayata çekmek gerekiyor. Zamane gençliği, sanal âlem ile flört etmekten kendiyle yüzleşemiyor. Sanal bir dünyada banal bir hayat yaşıyor. Duyguları, düşünceleri, algıları, kodları ..vs. Sanal medya ile şekilleniyor. Hareketli bir alanda sabitelere takılı kalıyor. Neyi istemedikleri belli, ama ne istedikleri belli değil. Doyumsuzlar ve sürekli itiraz ediyorlar. Çağ; yeni zevkler üretti, lâkin genç dimağlara uygun değerler üretemiyor.

Dünya her geçen gün daha da çekilmez hâle geliyorsa, gençler daha hırçın ve daha yıkıcıysa, sorumlusu büyüklerdir. Bu büyükler, gençlerin isteklerini isyan olarak algıladıkları için onları yönlendirmeye, ideolojik kalıplara sokmaya  kalktılar.

Her devrin genci bugünkü kadar olmazsa da yine de aksiyoner oldu. Lâkin "Gençler asla hata yapmaz !" demiyoruz. Jön Türkler ve devamının muhalifliği ile Said-i Nursî’nin muhalifliği aynı değildir. Çünkü Jön Türkler ve devamının zihinlerine tutuşturulan "Hürriyet-Müsâvat-Uhuvvet" zokası ile Devleti parçalayıp yıkmışlardır. Bediüzzaman da, Abdülhamit dönemi de dâhil hep muhaliftir. Büyük kafaları gaflet içinde görmektedir. Söyleyecek sözü vardır. Fakat İslâm-Osmanlı kardeşliğini yıkmadan. Aynen Mehmet âkif gibi. O gün itiraz etmemiş olsaydı, bugün dünya çapında bir hizmet yapamazdı. Hz. Hüseyin (ra) de, Yazvuz da muhâlifti ve cevvaldi. Hak bildikleri yolda sonuna kadar gittiler. Gerçekte insan, gençken Hüseynî ihtiyarlayınca Hasenî oluyor. Esasen, büyüklere Hasenî olmak, gençlere ise Hüseynî olmak yakışıyor.

Her şeye rağmen büyükler, gençliğin seslerini kesmeye, sözlerini köreltmeye kalkmamalı fakat nerede, niçin ve neden eksik düşündüklerini 6 yaşından itibaren ispatlaya ispatlaya öğrertmelidir.İşin esası, her genç keşke Ebû Zerr olabilseydi. Zira Hz. Ebu Zer’in (ra) geri vitesi yoktur: Müşriklere itiraz, Asr-ı Saadet’i takdir eder. Başlayan bozulmaya sessiz kalmaz, Hz. Osman'a bile ikaz da bulunur. Hâsılı:

Büyükler gençleri anlamak zorundadır. Her büyük, gencin sonsuzluğa uçmak istediğini bilmek zorundadır. Çünkü fetih, genç işidir. Sultan Fatih, 21 yaşında çağ değiştirmiş, İstanbul’u fethetmiştir. Çünkü genç, cevvaliyet ister, onaylanmak ister. Atanmışlara değil, adanmışlara bağlanır.

Bilelim ki; büyüklerin yaşadıklarını yaşamadan büyükler gibi davranmak, zaten gençliğin Yaratılış Kanunu'na aykırıdır.

mgulec@sondakika23.com

YAZIYI PAYLAŞ!