'Gına getiren' bir hikaye: Ayasofya ibadete açılısın mı, açılmasın mı?


İstanbul'un fethinden sonra camiye çevrilen ve 481 yıl boyunca namaz kılınan Ayasofya, 1930 yılında restorasyon için ibadete kapatılmış, 1934 yılında çıkarılan ve Cumhurbaşkanına ait imzasının gerçek olmadığına dair tartışmalı bir kararnameyle müzeye çevrilmişti. Ayrıca; M.K.Atatürk’e ait olduğu iddia edilen imzasının, sahte olduğu çıplak gözle bile gözüküyor. Esasen; bu icraatta, dönemin Başbakanının Cumhurbaşkanına rağmen böyle bir yetki tasarrufunda bulunduğu da ileri sürülmektedir. İşin doğrusu; böyle bir tasarruf, binlerce yıllık Türk Tarihi ve Medeniyetinin gelenek ve kurallarına da aykırıdır. Zirâ; Vakıflar üzerinde böyle bir yetki yoktur ve olamaz.

İbadete kapatıldığı günden bu yana Müslümanların yeniden namaz kılınması için gün saydığı Ayasofya'nın camiye çevrilmesi, bu günlerde tekrar gündemde. Fethin 567. yıl dönümünde Ayasofya'da Fetih Suresi okunmuş ve Sayın Cumhurbaşkanı, önemli bir konuşma yapmıştı. Daha sonra verdiği beyanlarda, Ayasofya'nın camiye çevrilmesi için kararın millete ait olduğunu vurguladı. Ve nihâyet; top, Danıştay İdari Dava Daireler Kuruluna atıldı. Kısacası; Ayasofya'nın açılması için belirlenen yol haritasında iki ihtimal belirdi: Ya, Ayasofya'nın müzeye çevrilmesi için çıkarılan 1934 tarihli kararname iptal edilecek, veya; Danıştay tarafından verilen kararda "Ayasofya cami olacak.." denilecek.

Artık, her ne karar verilecekse verilmeli, lâkin; BU TOP, ORTA SAHADA ZAMAN ÇALMAYI HATIRLATAN TAVIRLAR İLE DAHA FAZLA ÇEVRİLİP DURMAMALIdır. Çünkü kutsallar ile ilgili bu kadar oyalanma, cemiyette bazı değer yargılarını törpülüyor, güven zafiyeti oluşturuyor ve kutsal güzellikler de iğdiş olmaya terk edilmiş oluyor. Kaldı ki ; Ayasofya'nın tekrar ibadete açılması konusunda toplumun büyük bir kesimi ortak görüş birliğinde. Sayın Cumhurbaşkanı’nın da işaret ettiği gibi, yapılan araştırmalarda referandum olsa, %90'a yakın oranda "Ayasofya cami olsun" kararı çıkacağı bellidir.

Siyasî kulvardaki tablo da bu istikamette. En önemli çıkışlardan biri, ana muhalefet partimiz CHP  sözcüsünden geldi : "Açacaksanız açın..!...." dedi ve çok çok da doğru söyledi. MHP Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli de :"Ayasofya'dan Allah'ın izniyle ezan sesi yükselecektir!” dedi. Bu arada; İP’in, TBMM’e biraz da gargaraya gelecek tarzda konuyla ilgili önerge vermesi bile, 90 yıllık bu yaranın tedavisi için dönülmez bir yola girildiğini göstermeye yeter delildir.

Tüm bu olup bitenler bana, geçtiğimiz hafta 13 yaşıma kadar çocukluğumun geçtiği yaylalarda dibince evcilik oynadığımız taşların gördüğüm son durumunu hatırlattı. Bu taşlar, adeta aşınmış ve küçülmüşlerdi. Elbette, biz büyüdüğümüz için bize şimdi böyle geliyor olabilir diye, şöyle yakın mesafeden inceledim: Evet, küçülmüşlerdi. Çünkü soğuk-sıcak ve ufalanma sonucu “ufalma” olmuştu. Fikirler de böyle. Zaman içinde eski katılıklarını ve sivriliklerini törpülüyor. Bu fakir bu hâli, ilk kez merhum B.Ecevit’in Sultan Vahdettin hakkındaki “Hakkı teslim eden mertçe beyanları”ndan ve bu merhum böyle diyebilirken, bir başka merhum S.Demirel’in: “Bu işleri gonuşmağçün  vakit henüz erken..” dediğini hatırlıyorum. Tabiî ki; bu bizim, Ayzbergin gördüğüm kısmıydı.

Gerçek olan şu ki; bazı kısa devre düşünen zihinler, “Camiden bol bir şey yok. Orası da müze olarak kalsa n’olacak sanki? Hattâ, Sultan Ahmet Camii’ni de müze yapmak lâzım.” diyebilir ve diyebiliyor. Bu tipler; millete, halkına saygı duymayan, bu her şeyin aslî sahibi ve her dâim saygıyı hak eden kitleleri “Güdülmesi gereken sürü” gibi gören Stalin, Hitler, İslâm Dünyasının zengin coğrafyalarına çöreklendirilmiş Haçlı- Siyon Finoları, Kilisenin din tüccarı olmuş ve -hâşâ- cennette köşk pazarlayan skolastik zihniyet gibiler, kısacası;  mâzînin korku veren tünellerinin labirentlerinde kalmış ve kalması gereken gürûhlardır. Bunlar, zaten saygıyı da hak etmiyorlar. Çünkü; bunların beyninde, “Mukaddesin Sembolü”, “Feth’in Sembolü”..gibi kutlu kavmlara yer kalmamış ki?  Ves-selâm..!..

mgulec@sondakika23.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI