İnsan olmanın avantajı: 'Kalem ve okumak'


Kılıç ile devrilmeyenler, çoğu zaman bir kelimeye yenik düşmüşlerdir. Eskiden Arapların savaştan önce şairlerini meydana sürmeleri, kelimeyle savaşı kazanmayı bilmelerindendi. Zira şairler, kelimenin ve kalemin üstadlarıdır. Şair Firdevsî, Şahname adı ile nazım biçiminde yayınladığı ve Gazneli Mahmud’a ithaf ettiği 60.000 mısralık büyük destanına karşılık, Gazneli Mahmud’dan  altın para( Dinar) değil de, 60.000  gümüş para (Dirhem) tutarında bir mükâfat alması üzerine, gayet acı bir Hicivnâme yazmak suretiyle Sultanı küçük düşürmek istemiş ve kellesini kurtarabilmek için de çok uzaklara kaçıp saklanmak zorunda kalmıştı. Çünkü,Gazneli Mahmud’a savaş meydanında baş edemeyenlerden daha çok zararı bu şair vermişti. Osmanlı’yı sekteye uğratan Timurlenk’in hayatını kaleme alan Hicviye şairi İbn-i Arab Şah,Timur'un bir ayakkabıcının oğlu olduğunu ve başlangıçta haydutluk ve soygunculukla hayatını kazandığını ve isminde görülen “lenk” takısının ise, bir koyun sürüsünü çevirip çalarken ayağından aldığı bir yara sonucu aksayarak yürümesinden ileri geldiğini zikrederek onu dünyaya rezil etmiştir.

Balzac, ön dört yaşında iken “İrade Üstüne” başlıklı bir eser yazmıştır. Çünkü, onun hayatında ağır basan, hep iradedir. Balzac, Napolyon’un heykelinin altına şu cümleyi yazmıştır :

"ONUN KILIÇLA BAŞLADIĞINI KALEMLE TAMAMLAYACAĞIM"

Balzac, kalemin sahip olduğu gücü ve mahareti çok iyi bildiği için böyle yazmıştır. Yoksa, cılız bir fiziğin sahibi bu adam, bu kadar gürleyebilir miydi?

Kılıcın fethinden önce, gönüllerin kelimelerle, yani kalemle kazanılması esastır. Selahaddin-i Eyyubî’nin şöyle dediği aktarılır: “Siz benim ülkeleri kılıçlarınızla fethettiğimi sanmayın. Bilakis, Vezir Fadıl’ın kalemi ile fethettim.”  Selahaddin Eyyubî’nin her daim danıştığı bu zat, nadide eserlerin sahibi ve kalem kullanmakta mahir bir bilge idi.

Kalemin gücünün farkında olanlar, ondan daima çekinmişlerdir. Çünkü bilirler ki, içten içe ve gönülden gönüle yayılan düşünce kadar etkili olan başka bir şey yoktur.!.

Elbette kalem her zaman zehir kusup zarar vermez. Kalemin düzelttiği ve yücelten kudreti de vardır. Allah-u Tealâ’nın :“Kaleme ve yazdıklarına” (Kalem sûresi, 68/1) yemin etmesi, kaleme verilen özenin ve önemin bir sonucu olsa gerektir. Gönülleri, akılları ve fikirleri dirilten kaleme saygı duymak, bir insanlık görevidir. Kalemin yazdıklarını okumak ise, insan olmanın imtiyazıdır ; insan olmanın çok önemli bir avantajıdır. Bunun kıymetini bilmek ise; apayrı bir erdemdir, sonsuz bir şükrü gerektirir.

Okumak, bilgiyle donanmaktır, cehaleti söndürmektir. Allah’ın ilk emri “OKU..!”dur... Allah’ın ilk emrini yerine getiremeyenlerin diğer emirleri yerine getirmelerinden emin olabilir miyiz? Bir Alman, yılda  5.000 sayfa kitap okurken biz 13 sayfa ancak okuyoruz. 80 yıllık ömrünün sonuna kadar bir makale bile okumadan ölenlerimiz, böyle bir Dînin mensubu olduğunu söylerken, hâşâ ; Yüce Rabb’imize karşı saygısızlık yapmış olmaz mı? Atalarımız at sırtında gezinirlerdi ; fakat, bugünümüzden çok çok fazla okurlar ve yazarlardı. Biz ise, arabalarla uçaklarla, hızlı trenlerle ve otobüsler ile gezme rahatlığından, konforundan olsa gerek ki; okumaya fırsat bulamıyoruz...

Unutmayalım ki, "Kitap kurdu"  ile bir çeşit asalak olan güve kurdu arasındaki fark : Okuyan ve dolayısıyla düşünme erdemine sahip bir insan ile ; okumayan, düşünmeyen ve kendisinin yerine başkalarının düşündüğü sıfırlanmış bir insan arasındaki fark gibidir.

mgulec@sondakika23.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI