Millet olarak rahat yüzü göremedik


Millet olarak tarih boyunca hiç rahat yüzü görmedik. 1300 yıl öncesine kadar başımızın en büyük belâsı Çin ve bu büyük coğrafyada kurulan çeşitli devletler oldu. O kadar ki, Türk'ün Başvezirini dahî ağına düşürebildiydiler...

Bunlara bir de Moğollar eklendi. Bizi, Anavatanımızda bile yaşayamaz hãle getirdiler. Bu bahtsızlığa kuraklık da eklenince Millet ve alt kimliklerimizin büyük bir kısmı, Batı'ya doğru ve bugün yaşadığımız Anadolu Coğrafyasına göç ettik, hicret ettik sığındık. Fakat bizi gül ile karşılamadılar. Bu defa da rahatını kaçırdığımız, zulüm düzenine çomak soktuğumuz Bizans ve Bizans'ın yaslandığı Haçlı Birliği ile cebelleşmeye başladık. Öyle böyle derken nihâyet bugünlere kadar geldik.

Bugün de Ülke olarak zor zamanlardan geçiyoruz. Bir tarafta bütün dünyayı etkisi altına alan Covit-19,  bir tarafta yılların birikmiş iç ve dış çıbanları: Doğu Akdeniz, Ege, sınırları cetvelle çizilmiş güney komşularımızdaki çağımıza aykırı rejimlerin üzerimize sıçrayan pislikleri , Doğumuzda Ermenistan belâsı, İran'ın tarihimiz boyunca ayağımıza taktığı çelmelerinin devamı, Anadolu'yu birlikte vatan yaptığımız, bin yıldan beri et-kemik misâli bütünleştiğimiz hâlde Haçlı-Siyon Emperyalist İttifakının bizden koparmak istediği Kürt kardeşlerimizin kandırılarak Mankurtlaştırılmış kesimleri ( PKK ve Türevleri) ile, ihânet çukuruna yuvarlanmış daha nice terör yapıları ve diğer tarafta da arkası hiç kesilmeyen tabiî (doğal) afetler…

Türkiye için eskiden “ Üç tarafı denizlerle çevrili ülke” derdik. Galiba şimdi “Dört tarafı dertlerle sarılı ülke” demek daha doğru bir tanım olsa gerek. Zira doğal dertlerin haricinde sun'i dertlerle de başımız bir türlü felah bulmuyor.

Ülke olarak tarihimizin hiçbir döneminde olmadığı kadar kenetlenmemiz, birbirimize destek vermemiz gereken zamanlardan geçiyoruz.

Sağcısıyla solcusuyla, dindarıyla ateistiyle, zenginiyle fakiriyle... tek yürek olma zamanlarındayız.

İdeolojik önyargılarla, hırs ile , bağnazlık ile, gaflet, dalâlet ve ihânetten uzak durarak aslã “senden-benden” hesabı yapmamamız gereken anlar yaşıyoruz.

Gelin görün ki böylesine zor zamanlarda bile ideolojik davrananlar, gâyeye giden (buna ihânet de dâhil) her yolu mübah görenler (Makyavelist yol) ile insanları ötekileştirebiliyor, ayrımcılık yapabiliyorlar.

Nasıl yapıyoruz, nasıl bu kadar câhil, nasıl bu kadar aymaz olabiliyoruz, bilmiyorum ama her nasılsa oluyor işte. Maalesef oluyor…

Bu ayrışma ; tabiî âfet konularında ve bölgelerinde bile apaçık kendini gösterebiliyor.

Giresun’da yaşanan sel felaketi sonrası birçok yetkili sel felaketinin gerçekleştiği yerlerde incelemelerde bulundu. Lâkin, "San'at" anlamında bir san'at sahibi olmadığı hâlde, adı "sanatçı"ya çıkarılmışlar bile dayanaksızca ahkâmlar kesebiliyor. Diyanet İşleri Başkanı orada ahâliye : "Tevekkülün, tedbirsiz olmak mânâsına gelmeyeceği ...." gibi çok ihtiyacımız olan dîni uyarılar yapıyor. Fakat, bizim uyduruk sanatçılar ve ideolojik köleler :

"Diyanet İşleri Başkanının orada ne işi var..?.." diyerek hadsizlik yapabiliyorlar. Çünkü, bu zihniyet ; 28 Şubat'ın önünde, 28 Şubat'ta ve tâkîben geçiş sürecinde tam 13 yıl D.İ Başkanlığı yaptığı hâlde "Suya sabuna dokunmamış"  ve hattâ , şirin görünmek uğruna Diyanetin birikmiş kaynaklarını Militaristlere peşkeş çekmiş Diyanet İşleri Başkanı gibi Başkan istiyor. Halbuki, herkes kendi kulvarında kalması ve kendi uzmanlık alanında bir şeyler söylemesi gerekmez mi ? İşte o zaman, söylenenlerin bir kıymet-i harbiyesi olsun...Tabiî ki maksat, üzüm yemek değil de bağcıyı dövmek olunca böyle garip  manzaralar ile  karşılaşıyoruz.

Hâsılı, en son 1974 yılındaki Kıbrıs Harekâtımızda gösterdiğimiz Millî Birliğimizin aynısına, her zamankinden daha çok muhtacız. Çünkü ; Ülkemizin ve istikbâlimizin önünde, kökeni çok uzun yıllara dayanan birikmiş vaziyetteki devâsa sıkıntılarımız mevcut. Bunların hangisini çözmeye kalkışsanız ; Millet ve Memleket adına hiç bir hayırlı icraatları ve hayırlı teklifleri olmadığı hâlde her hayırlı icraata, plan ve projeye karşı çıkmayı huy edinmiş "Huysuz ve Kemik" bir muhâlif anlayış tüm çirkinliği ile, en hafif tabiri ile dalâlet ve aymazlığı ile dimdik pusuda. O kadar ki ; vatanımızın ve Devletimizin yanında olması gerekirken sadece ideolojik Mankurtluk hastalığından kaynaklı sebeplerle çok rahatlıkla Ermenistan ile, Yunanistan ile, Fransa ile, Esed ile, Sisi ile , Netenyahu ile, ABD ile..vs..birlik olabiliyorlar. Ya da en iyi ihtimalle, onların ağzı ile, kadîm düşmanlarımızın dili ile laf edebiliyorlar.

Bir kez daha tekrarlıyoruz :

27 Nisan 1909 İhanetini, dalâletini, aymazlığını ve kandırılmışlığını bir daha yaşamayalım.!. "MÜSTEMLEKE MÜNEVVERİ " değil MİLLÎ AYDIN olarak, Milletimizin tüm fertlerine ışık olalım. Bu kadar gaflet yetti artık ..!!!..

mgulec@sondakika23.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI