Sarıkamış şehitleri ve artık tarihimiz millileştirilmelidir!


Bizim tarihimiz de son 180 yıldan beri öylesine işgal altına alınmıştır ki, nesiller gerçek bir tarih bilgisi ve Millî Tarih Şuurundan mahrum bırakılmış, bunun sonucu olarak ailesinden ve Emperyalizmin kurduğu dişlilerin çarklarında sağlam kalmayı başarmış çok az eğitimciden nasiplenemeyen çok büyük bir kısmı ise, merhum Cemil MERİÇ Üstadımızın müthiş tasvîri ile “MÜSTEMLEKE MÜNEVVERİ = SÖMÜRGE  AYDINI” hâlini almıştır. Bu hâin proğram, o kadar korkunç boyutlarda yüklenmiştir ki; kendini Milli, Milliyetçi ve hattâ daha da ötelerde ifâde edenler dahî, 2.Viyana Bozgunundan itibaren örgütlenen Sabatay Sevi ve devamında da Siyonizmin takip kuleleri ve kuşatma timleri şeklinde faaliyet sürdüren Mason Yapılanmasının zihni ile yargılamakta, bunların ağzı ile konuşmakta, bunların beyni ile düşünüp yazmaktadır. Tarihimizde yapılmış olan affedilemez, unutulamaz ve ihânet boyutundaki hezîmetler, yanlışlar ve hatalar, bunu yapan veya yaptıranlar Masonik Yapının mensubu ise, bu günahlar kendilerinden olmayan ve hattâ bu yanlışların yapılmasına mânî olmaya çalışmışlara fatura edilmiştir. Çünkü; tarihimiz, Tanzimattan beri bunlar ve bunların siparişi ile yazılmaktadır.

İşbu hususla ilgili en çarpıcı tarihî fâcialardan biri de Sarıkamış Fâciasıdır.

Bu yıl; Sarıkamış’ta (Allahu Ekber Dağlarında) şehit olan ve şehit sayısında Tarihçilerin ekseriyetinin mutabık olduğu 87 bin şühedanın Hakk’a yürüyüşünün 104.yılındayız. Cenab-ı Hakk, bizlere onların şefaatini nasip kılar inşallah.

İstiklâl Şairimiz : “..Tarih tekerrürden ibaret’ derler. Şayet tekerrürden ibaret olsaydı hiç ders alınmaz mıydı ?..”  diyor. Hakikaten bugün bu acı olay ve buna benzeyen korkunç  kıyım ve yıkımları hazırlayan hatalardan,şartlardan ve aymazlıklardan ders alınsaydı, bunu yapanlar hâlâ “ Kahraman” diye anılırlar mıydı ? Bunu izah edebilmemiz için  o günlerin çok kısa bir hatırlatmasını yapmamız gerekir :

27 Nisan 1909 Tarihinde, Haçlı-Siyonist İttifakının tezgâhladığı bir darbe ile Sultan 2. Abdülhamit’i devirerek Osmanlı Yönetimini ele geçiren ve Padişahlık makamına da korkuluk gibi birini getiren  İttihat ve Terakki Partisi, olabilecek tüm olumsuz vasıf, ahmaklık ve aymazlık ile koskoca İmparatorluğu felaketten felakete sürüklemektedirler. İktidarının henüz 2. yılında Libya ve Kuzey Afrika on binlerce şehit  verilerek elden çıkmıştır. Balkanlar adeta çözülmüş, Bulgar Komitacıları,Çatalca’ya kadar gelmiştir. İpleri, Batılı Gizli Servislerin elinde olan ve esasen Osmanlı Vatanının tarumar edilmesi, özellikle Filistin ve Petrol Bölgelerinin ele geçirilebilmesi için programlı bir şekilde iş başına getirilen İttihatçılar, hâlâ uyanamamışlar ve tüm felâketlerden sonra zaten halsiz, yorgun ve gırtlağına kadar politikaya batmış  orduya rağmen Devleti, 1.Dünya Savaşına sokmuşlardır. İttihat ve Terakki Partisinin başı olan Enver PAŞA’nın, Padişahın kız kardeşi ile evli olmaktan başka bir vasfı olmamasına rağmen henüz Albay bile olmadan, tüm komutanlarının kıdem ve liyakatleri yok farz edilerek tepelerine Genel Kurmay Başkanı ve Harbiye Nâzırı v. yapılmıştır. Bu gafil, Ülkeyi parçalamak isteyen düşmanlar tarafından eline tutuşturulan hayâlini gerçekleştirmek adına Padişaha, Sadrazama, Nazırlar Hey’etine ve Meclis-i Mebusan’a haber vermeksizin 2 adet Alman Zırhlı Gemilerini Boğazlardan geçirerek  Türk Bayrağı taktırıp Rus (Kırım) sahillerini bombalatmış; Ülkeyi daha korkunç bir yıkım ve kıyıma sürüklemiştir. Sarıkamış, Çanakkale, Galiçya, Yemen, Kafkaslar, El Cezire, Balkanlar, Filistin ve daha birçok cephede tam 2 milyon 800 bin tane  “Anadolu’nun Garip Mehmetini ” kırdırmıştır. Toplam nüfusu 11 milyon civarında olan , Devletine ve Ordusuna en küçük bir sorgulamaya yer vermeden itaat etmeyi vatan ve namus borcu bilen bu cefalı, vefalı ve aziz Millet; okumuşlarının tümüne yakınını, erkek nüfusunun yarısı olan en zinde kısmını tam 8  cephede şehit vermiştir.

Bu yıkım ve kıyımın baş sorumlusu Enver Paşa , sebep olduğu tüm bu felâketlerden sonra, amaçları Osmanlıyı parçalamak olan Siyonizm ve Batı Emperyalizmi, bu sazan kafaları daha iyi kullanmak için eline tutuşturduğu “ham hayali” gerçeğe çevirebilmek adına Türkistan’a kaçmış ve Tacikistan dağlarında ölmüştür. Çetenin diğer aslarından Talat ve Cemal Paşalar da, Batı istikametine kaçmış ve onlar da oralarda öldürülmüştür.

Sarıkamış Destanı, Osmanlı’nın geçtiği bu ölüm tünelinden sadece bir perdelik bölümüdür. Buna benzeyen 8 perde daha mevcuttur. Almanya’nın, savaş halindeki düşmanlarını oyalamak için Osmanlı’yı kullanma taktiğinin perdelerinden sadece biridir. Henüz General bile olmadan Genel Kurmay Başkanlığına getirilen Binbaşı Damat Enver ; kışlık kıyafeti ve ayaklarında botu bile olmayan onbinlerce Mehmetçik'e, Ülkemizin Kars gibi en soğuk bölgesinde ve en soğuk ayı olan 22 Aralık 1914’de bölgenin en yüksek yöresi olan  Allahu Ekber Dağlarına doğru tırmanarak Rus Ordularını arkadan kuşatma ve oradan da Hazar Denizine kadar yürüme emri veriyor. Harp Akademisinde kendisinin de komutanı olan Cephe Komutanı Hasan İzzet Paşa, tüm direnmesine ve uyarmasına rağmen  Divan-ı Harp tehdidi karşısında boynunu büküyor ve bilahere görevinden istifa ediyor. Kolorduların başında birkaç gün kalan Enver Paşa ise, bir kızağa binerek cepheyi terk ediyor ve böylece Mehmetçiği de acı kaderine terk etmiş oluyor. Enver  Paşa’nın  Alman dostları, ordunun aylardır beklediği kışlık kıyafetlerini geç gönderdiği yetmiyormuş gibi, silah ve kıyafet taşıyan gemisi, Zonguldak açıklarında Rus Savaş Gemileri tarafından batırılıyor. Ve biz, bu ihanet derecesindeki aymazlıkların sahibini bir “Kahraman” diye anıyoruz.  Halbuki; o cepheyi, lisede Milli Güvenlik Dersi okumuş bir çocuğa teslim etseniz dahi, böylesi askerî taktik hatalarına yer vermezdi.

Dememiz o ki; gençlerimizin ve nesillerimizin öğreneceği daha nice acı gerçekler var. Ülkemin kahır çoğunluğunun nice tarihi gerçeklerden haberi olmadığı gibi, çok sayıda sıradan da sıradanları “kahraman” yapmışız. Sadece son 180 yıldan beri yapılan hataların sorumluları, tarihin emrettiği şekilde öğretilseydi, bugün ezberi bozulmayan bir tane yurttaş bile kalmazdı. Ülkemizi ve dünyayı kanser hücreleri gibi sarmış olan GÜÇ, gerçek tarihin öğretilmesine izin vermedi. Üstelik, ihanet derecesindeki bunca suç. hep masumların üzerine yıkıldı. Sadece bunun için bile, İttihat-Terakki Çeteleri tarafından telef edilen milyonlarca şühedanın ve 104.yılını idrak ettiğimiz Sarıkamış Kahramanlarımızın ruhlarının şâd olduğunu sanmıyorum.

Tümü Peygamber yanındadır elbet, lâkin ruhları şâd mıdırlar, Allah-ül âlem…

Ves-selâm !..

mgulec@sondakika23.com

YAZIYI PAYLAŞ!