Teknoloji bardağının dolu tarafı, boş tarafı


Günümüz dünyasında demokratik düşünme ufkunun boyutları, elbette eski dönemlerle kıyaslanmayacak kadar geniş ve daha hür. Bundan 150 ya da 75 yıl önce bile, bir gazetede makale yazmak çok istisnâi bir işti. Esâsen, öyle ne çok yazan ve ne de çok basın yayın organı vardı. Günümüzde ise; çok sayıda yazılı, görsel ve son 20 yıldan beri de internet medyası mevcut. En önemlisi de, bunların tümünü sigara paketi büyüklüğündeki bir teknolojik aletle cebinizde gezdiriyor, en ücrâ köşelerde bile çalıştırabiliyor; ânında bu yazar-çizer gürûhunun içine dâhil olabiliyorsunuz. Dolayısıyla, hayatında bir makale bile okumadığı hâlde neredeyse sonsuz tane yazar-çizer (muharrir) türedi. Bu durum da, yıllar öncesindeki disiplini, hukuk çizgisi mânâsında hizaya gelme, getirme işlevi dumûra uğratılmış oluyor. Bunca yazanın çizenin kahır çoğunluğu da, kalitesiz eğitimin ve çok gerilere uzanan bu kalitesizliğin yetiştirmesi ailenin, toplumun ürünü nesiller olduğu için, ADÂB-I MUÂŞERET gibi Türk'ün, Müslüman Türk’ün ezelî kültürü ve ahlâkî Medeniyetinin, çok zamanlardan bu yana kademe kademe yerle bir olması sebebi ile;  ahlâk, edep, kişiliğe saygı, başkalarının şeref ve hayatının tüm boyutlarını kaale almaksızın çamura bulamak gibi çirkinlikler, olumsuzluklar saçan satırlara çok sık şekilde rastlamanız da mümkün oluyor.

Çok sesliliğin sağlanması ve korunması adına sosyal medyanın önemi üzerinde duranlar için “Haksız” diyemeyiz. Bunların hepsi önemli ve değerli görüşlerdir. Kuşkusuz ki, bir çoğuna katılmamak mümkün değildir. Ancak, olayı siyah ve beyaz arasında sıkıştırdığımızda sonuca ulaşamayız. İşin içinde korunmaya muhtaç sayısız gerçekler de var.

Birbaşka yön ise; internet, yazma, paylaşma hizmeti sunanlar, bunu ticârî gayelerle yaptığı gerçeğinin yanında, bunu kullananların tümünün iyi niyetli olmadığı gerçeği de ortada. Kullananların her birinin kendilerine göre eğilimleri, amaçları ve tutumları bulunmaktadır. Kullanış maksadı ve biçimi itibariyle yasalarla suç olarak tanımlanmış fiiller de oluşabilmektedir.

Bunun içindir ki, sosyal medya kullanımı arttıkça, sorunlar çoğaldıkça, mağduriyetler ortaya çıktıkça yeni değerlendirmeler ve duruma göre yeni düzenlemeler mecbûriyeti doğmaktadır. Nitekim, Dünyanın gelişmiş ülkelerinde de bu gibi tartışmalar yaşanmış, özgürlükçü ve çoğulcu yapıyı zedelemeyecek şekilde pek çok yasal düzenleme gerçekleştirilmiştir. Devletlerin bu gibi kanûnî düzenlemeleri yapmasının temel sebeplerinden birisi de, internete erişimin yeni nesil insan hakları kapsamında ele alınıyor olması ve internete erişim altyapısını sağlamak ile mükellef devletlerin, bu muazzam yatırımları yaparken, aynı zamanda yurttaşlarını ve tüm nesilleri korumakla da vazîfeli olduğu bilincine sahip olmasındandır.

Özel hayatın gizliliği, kişilik hakları, çocuk hakları, engelli hakları, ırkçı ve cinsiyetçi söylemler, yabancı düşmanlığı, aidiyetlere ve inançlara karşı hoşgörüsüzlük, tehdit, şantaj, dolandırıcılık gibi başlıklar Avrupa Birliği ülkelerinde de düzenlemelere tâbî tutulmuş, ihlali halinde de ağır yaptırımları bulunmaktadır. Saydığımız bu içerikli suçların 24 saat içinde yayından kaldırılmaması hâlinde müthiş cezalar devreye girmektedir. Salt yayından kaldırmak, elbette ki atılan pisliği temizlemeye kâfî gelmeyeceği için, bunun başkaca sonuçları da olmalıdır.

Sosyal medya şirketleri, ülkelerde temsilcilikler bulundururlar. Gelirlerinden o ülkelere vergi verirler. İnternet altyapısına çok büyük paralar harcayan devletlerin bunun karşılığında para kazanan, kâr elde eden şirketlerden değil de sadece kullanıcılardan vergi almasını beklemek akıllıca ve âdil olabilir mi?

Ülkemizde de çok sayıda SOSYAL MEDYA MÂDURU bulunmaktadır ve yasal boşluklardan dolayı Yargı, bu mâduriyetleri gideremiyor. Tartışmalar, düzenleme yapmakla sorumlu olan Hükümete yönelik eleştirilerden öte gitmiyor. Bunun içindir ki; Türkiye Devleti, Avrupa Birliği ülkelerinde olan kadarını yapmaya kalkınca neden irkiliyoruz, bunu da bizim hafsalamız almıyor ?

mgulec@sondakika23.com

YAZIYI PAYLAŞ!