Tenkid kültürümüz ve eleştiri seviyemiz


İslam Dünyasında Harun Reşid’in oğulları sonrası bilgi sahibi olmadan iman sahibi olma tavrının yüceltilmesi, Müslüman aklının yükselmesi ve gelişmesi için bilmeyerek bile olsa yapılan ilk yıkım düzeyinde tahrîbattır. Özellikle Gazâlî ve Nizam-ül Mülk'ün gayretleri de sadece kendi dönemlerini ışıttı. O tarihlerden itibaren aklın devre dışı bırakılması, onlarca mes’eleyi de beraberinde getirdi. Kaderci anlayışlardan tutun da, din adına üretilen tüm yorum, fetva ve çözümlerin mutlaklaştırılmasına, Emevî Döneminde yoğun olarak zuhur eden siyaseten “Tek doğruculuk” fikrinden Osmanlı’daki sultanın otoritesinin sorgulanamamasına kadar onlarca tavır, artık kutsanarak dokunulmaz kılınmıştı. Dokunulmazlık aynı zamanda eleştirilemezlik demekti. Halbuki; 20 yüzyılımızın millî filozofu merhum Cemil MERİÇ ne diyor : “Eleştirinin olmadığı yerde çınlayan alkışlar, alkışlananları  yüceltmez. Olsa olsa daha da alçaltır. Eleştiri, bir uçurtmanın havalanabilmesi için gerekli olan rüzgâr gibidir “

Bizim burada bunları dile getiriş gâyemiz, eleştiri kültürünün İslâm dünyası zemîninde kabul görmemesinin sebepleri ve bunun neye mal olduğunu fark etme gayretinden başka bir şey değildir.

Bugün İslâm Dünyasının geldiği nokta; ne siyasi figürlere, ne kendisini din adına otorite sayan kişi ve kurumlara, ne de askeri, ekonomik ve hatta futbol gibi bir alanda bile kendisini belirleyici tayin edenlere dönük yapacağınız YAPICI BİR ELEŞTİRİ olumlu karşılanmayacak; tam tersi olarak düşmanlık ve yıkıcılık olarak algılanacaktır. Aslında bu hâl, büyük bir özgüvensizlik göstergesidir. Savunduğu teze güvenemeyenler eleştiriden rahatsızlık duyar. Çünkü; tenkid, akıllı insanları güçlendirir; aptalları ise öfkelendir

Batı’nın, insanı çıkmaza sokan bir medeniyet ürettiği doğrudur. Ama daha öncesinde büyük bir bilgi birikimi ve eleştirel düşünce geleneği oluşturduğunu da görmeliyiz. Newton'dan Pascal'a, Descertes'den Kant'a, Spinoza'dan Nietzsche'ye onlarca düşünürün, Batının eleştirel aklını oluşturduğunu biliyoruz. Eğer BATI, Bu bilgi birikimi ve eleştirel düşünce üzerine hümanist değil ama insan merkezli bir medeniyet kurabilmiş olsaydı, bugünki Batı, geleceğe daha büyük bir ümitle bakma şansına sahip olurdu. Hegel’in tez, antitez ve sentez üçlemesine dayanan diyalektiği: “ Bir toplum ne kadar çok karşıt düşünce üretebiliyorsa,  sürekli dinamik kalma şansını yakalar.” şeklindeki sentezi, Batıyı adeta inşa etmiştir. Hatta Batı, diyalektik yöntemi medeniyetlere uygulamış ve en sonunda Batıya alternatif bir medeniyetin kalmayışı iddiasından hareketle F. Fukayama :“Tarihin Sonu ve Liberalizmin Zaferi”  tezini ileri sürülebilmiştir. Batı, eleştirel akla dayalı medeniyet sıçramasını gerçekleştirirken, Toynbee'nin dediği oldu, yani : Doğu bir zamanlar kendisinin icat edip mükemmel uyguladığı tarihi tenkit metodunu bir kenara bırakıp adeta tarihi kutsadı ve sosyal dinamizmini kaybetti. Artık Doğuda akıl şeytanlaştırılacak, düşünme eylemi unutulacak, soru sorma ve eleştiri düşmanlık veya ihanet sayılacaktı. Batı, asabiyetten (kavimcilikten-kabîlecilikten) vatandaşlık üst kimliğine geçerek toplumsal mutabakatı (uzlaşıyı) yakalarken Doğu, ümmetten, ulus devlete, oradan da etnik milliyetçiliğe doğru pâre pâre olmaya devam edecekti. Orada da kalmayıp en nihayet aile mefhumunu ayakta tutmanın mücadelesini verme gayretlerini çaresizce sürdürecekti.

Biz Doğu insanı olarak, hoşgörüyü, çoğulculuğu, tahammülü, bilginin değerini, aklın önemini, eleştirinin kıymetini, çalışmanın erdemini, geleneksel tecrübemizin avantajını bir kez daha keşfetmek zorundayız. Yetiştirdiğimiz az sayıdaki mütefekkiri de yukarıdaki yaftalarla susturma yoluna gitmeden anlamaya çalışmamız gerekmektedir. Bir İkbal, bir Aliya, bir Erol Güngör, bir Kemal Tahir, bir Sezai Karakoç, bir Cemil Meriç kolay yetişmiyor. Makalemizi şu sorularla nihayete erdirelim: Yüce Rabb'imiz; Kelâmullah'ının tam 334 yerinde " Siz hiç akıl etmez misiniz, siz hiç aklınızı işletmez misiniz ?" demiyor mu?  

Ayrıca ; Eleştirinin bir görev, özeleştirinin de bir istiğfar olduğunu ne çabuk unuttuk? Unutmayalım ki; iyi niyete dayanmayan her eleştiri şeytânîdir. Ve nihayet : Kuvvetli kafalar ölü fikirlerle düşünemez. Yüksek fikirler yüksek dağlara benzer : alışık olmayanların başına ağrı getirir.  Ves-selâm..!.

mgulec@sondakika23.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI