Şehirler, Sokaklar ve Binalar de Şarkı Söyler


Bir tarafta İzmir depreminin acılarını yaşarken, imar ve şehirleşme yeniden gündeme geldi.

Yıllar önce okuduğum Doğan Cüceloğlu'nun "İletişim Donanımları" adlı kitabındaki bir örnek geldi aklıma. Doğan hoca diyordu ki: “her şey bir mesajdır". Nasıl yani?

Mesela bir Berlin ziyaretinde Berlin sokaklarını gezerken bir kaldırım taşının yerinden söküldüğünü ve bu taşın etrafına Berlin belediyesi tarafından 3-4 tane işaret levhası konduğunu görüyor.

İki hafta sonra İstanbul Sirkeci'de gezinirken karşısına birden bire belediyenin ağaçlandırma çalışmaları için açtığı 2 metre derinliğindeki çukuru görüyor. Ve çukurun etrafında hiçbir işaret yok.  Az ileride bir tane daha.

Her iki belediyenin vermiş olduğu mesajı söyle anlatıyor hoca:

Berlin belediyesi diyor ki: “küçük bir kaldırım taşı dahi olsa halkım önemlidir".

İstanbul belediyesinin verdiği mesaj ise," halkım o koca çukuru göremeyecek kadar öküzse ben ne yapayım?"

Ben ise hocanın aksine gittiğim veya yaşadığım şehirlerin parklarından, yollarından ve binalarından şarkılar duyarım kulaklarımda. Ya da bir sinema filmi ya da bir tiyatro oyunu görürüm.

Mesela 2000 senesinde Diyarbakır'ın en işlek caddesine gitmiştim (adını şu an hatırlamıyorum). Bizim Gazi caddesindeki kaldırımların belki 2,5 katı genişliğindeki kaldırımlar çekmişti dikkatimizi. O kaldırımlar adeta Oya-Bora ikilisinin,

Biz dünyayı çok sevdik

Ölüm bizden uzak olsun

Âşık olduk yüreklendik                        

Kader bizden yana dursun... Şarkısını söylüyordu. Bizim tek şeritli Gazi Caddesi ile alt tarafta trafiğin sıkıştığı Vali Fahri Beyden ise adeta Azer Bülbül'den "Dardayım ey aney" nidaları yükseliyordu.

Eskişehir ve Sakarya'daki o büyük şehir meydanı. Hele Eskişehir'deki o parka benzeyen şehir meydani. Dibinde çimlerin olduğu ve etrafı yeşil olan ve ucunda çok güzel bir cami olan ve hatta etrafında başka hiçbir binanın olmadığı o güzel meydan âdeta," Yine bir Gülnihal, Aldı bu gönlümü" diyordu.

Bizim birbirini gölgeleyen İzzetpaşa mahallesinden İzzetpaşa camiine inen ve karşısında postane olan meydanımız ise, Hakkı Bulut'un da dediği gibi," Zigana'dan Toroslara İntizarım Var" diyordu.

Ya da Gaziantep Değirmiçem mahallesindek aralarında baya bir boşluk olan bahçeli binalar, Yine önlerindeki geniş kaldırımlar ile birlikte Ajda Pekkan'dan "Boş vermişim Dünyaya, Ağlamak istemiyorsan sen de boş ver dünyaya" diyordu.

Bizim beton yığınlarıyla süslü, balkonlarından karşı evin içinin göründüğü Nailbey mahallesi ise Sertaç Taçses'ten "Hani güzel günler gelecekti zaliiiiiiim!" Diyordu.

Mesela Malatya çevre yolundan Maşti'ye giderken karsimiza çıkan altgeçit ya da Kayseri çevre yolundaki viyadükler oradan gelip geçenlere Barış Manço gibi, "Senin için dağlar deler, yol açarım yar’’ derken; bizim İstasyon caddesindeki alt geçit ile orduevinin oradaki köprü ise "Canıma kastın var, Yaşamam artık " diyor. (Kıraç gibi değil ha! Selahattin Özdemir gibi )

Gelelim çehresinde tiyatro oyunu oynanan korunmuş/korun(a)mamış tarihi eserlere.

İstanbul İstiklal Caddesinde asırlara meydan okuyan, her gün her dinden milyonlarca ziyaretçisi olan St. Antuan Katolik Kilisesi ve Büyük adadaki Aya Yorgi Kilisesi tıpkı Shakespeare’in ‘’Kral Lear’’ oyunu gibi, Bertolt Brecht'in ‘’Kafkas Tebeşir Dairesi’’ oyunu gibi hem tarih kokar hem de dünyaya hitap eder.

Bizim Salı pazarının oradaki yıkık kilisenin çehresinde ise bilmem ne Gakkonun ‘’köpeğin olam gıızz’’ oyunu oynanıyor.

‘’Biz gâvur muyuk oğlum kilisenden örnek verisin’’ diyen hemşerilerim çok haklı. O yüzden Safranbolu evlerinden bahsedeyim. Yok Yok! Çok uzak oldu. Ankara’da iki asra damgasını vuran Abidin paşa konağından bahsedeyim. O da mı çok uzak oldu? Tamam. Malatya merkezde bulunan Beşkonaklar olsun. Sanırım şu anda etnografya müzesi olarak kullanılıyor. İşte o konaklardan Emel Sayın’ın ‘’Senden başka sevemem başka hiç kimseyi’’ sesleri yükseliyor.

Peki, bizim Beş Kardeşler konağında? Sahi yıkılmıştı değil mi? Evet evet. Yıkılmış olmasına rağmen bizim beş kardeşler konağı diyor ki: ‘’Ben hep ezilmeye mecbur muyum?’’. Lakin işin kötü tarafı ‘’İtirazım var’’ demiyor. 

Durum çok mu vahim? Hiç mi yok umut?  Hayır hayır. Umutsuzluk çok da hoş bir şey olmasa gerek. Bakın on yıl öncesine kadar bir Kültür parkımız yoktu mesela. Her şeye rağmen Kültür parktan gelen nağmelere de kulak vermek lazım. Ne diyor Kültür park?

Coştum yine dalgalanıyorum ben

‘’Yeni Yeni’’ sevdalanıyorum ben.

Her ne kadar umutlu olmaya çalışırsak çalışalım,  yine de şeytan Diyarbakır Dicle Kenti insanın aklına sokmadan edemiyor. Yepyeni bir semt. Geniş bina aralıkları, araç park probleminin olmadığı sıkışmayan trafiği ile halkına, Erol Evgin'den "Bir tanem söyle canım ne istersen iste benden" derken, bizim caddeler ve sokaklar ise başta Yazar Selçuk Baysal olmak üzere bütün halkına Seyfi Doğanay'ın o eşsiz eserini armağan ediyor.

Vır vır etme, dırdır etme.

Canımı sıkma benim

Sevdiğime pişman etme

Allah'ın var mı senin?

sbaysal@sondakika23.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI
09Kas
15Ekm
17Oca

Karnemdeki ilk zayıf

04Ara
28Kas