Aydınların görevi nedir?


Bir ülkenin aydınları, o ülkenin üzerinde en çok sorumluluk, yük ve zorunluluk bulunan kesimidir. Aydın ; bilgiyi, kültürü, ışığı, kısacası; AYDINLANMAYI cemiyetin tümüne dağıtan (tevzî eden), en seçkin ve saygıyı en çok hak eden kitlesidir.

Aydın; aydınlanma düşüncesinin ve felsefesinin ön gördüğü, haklı olduğuna inandığı dünya görüşünü eğilmeden, bükülmeden fakat başka düşüncelere de saygı duyarak, bunlardan da âzamî derecede istifade ederek savunan birey demektir.                      

Biz de, “AYDIN” kelimesini karşılamak için NUR kelimesinden hareketle “MÜNEVVER” (= ışık saçan = nurlanmış) terimi de kullanılmıştır. Fakat bu kelime, Allah’ın bir sıfatı olan NUR kelimesi ile ilintili olduğundan metafizik bir çerçeveyi de içerir. Bundan dolayıdır ki, münevver kelimesi ; daha çok akla, rasyonalizme, moderniteye, hâkezâ : insanın her şeyin ölçüsü olduğuna vurgu yapan AYDIN kelimesi ile tam bir mutabakat teşkil etmese bile, biz bu iki kutlu kelimeyi duyunca veya konuşunca aynı anlamda kabul edip, bu iki kelimeden : cehâlet ve bilgisizlikle savaşan, aydınlanmacı, ailesi, milleti ve insanlık âlemi ile bilginin, kültürün, hukukun hakîkatin, mazlumu savunma erdemliliğinin..vs..arasında köprü olan, bu yüce kavramları aile fertlerinden başlayarak, mahallesine, şehrine, milletine ve insanlık âlemine taşıyan, her şart altında ve her durumda haksızlık ve zulüm kimden, hangi düşünceden, hangi milletten ve nereden gelirse gelsin karşı çıkan, insanlık tarihinin bu ezelî ve ebedî kutlu ilkelerini içselleştiren, hak ve adaletten yana tavır koyan seçkin ve seçilmiş insanlar" akla getirmeli ve anlamalıyız.

Münevver anlamında bir aydın; toplumsal sorumluluğu hayat biçimi haline getiren, bunu kutlu bir görev bilendir. Bu sorumluluk, Rabelais isimli bir Oportonistin dediği gibi : " Ben hakikati severim, ama ; dar ağacına kadar." olmamalıdır. Aydın mânâda aydın, riski ve zoru görünce kıvırmamalıdır. Ya da; ” Ben para, güç, kudret ve iktidar kimde ise onunla olurum. Derdi olan gereken mücâdelesini kendi versin. Bundan ötesi beni ilgilendirmez.“ diyemez. Yani; Darbe dönemlerinin yargı mensupları, medya mensupları, sendika ve gûyâ aydınları gibi davranmamalıdır. Ya da; Washington, Tel Aviv, Londra, Bonn, Moskova, Pekin’deki efendilerin (Emper-yalistlerin) medyanın ve fısıltı gazetelerinin ağzına tutuşturdukları fikir kırıntılarını bozuk plak gibi tekrarlayan, ihânet ve fikir köleliği gibi karaktersizlik seline kapılmamalıdır.

Münevver anlamında bir aydın; Bilge Kağan’ın yanında Tonyukuk, Yusuf Has Hacip, İslam Tarihinin en önemli şahsiyetlerinden Süfyan es Sevrî , İmamı Azam, Osmanlı’da Molla Lütfi, Şeyhülislam Sunîzade..misali idam edilmekten çekinmeyenler gibi olmalıdır. Ya da ; Jordano Bruno’nun yaptığı gibi hiç aldırmadan yakılmak üzere odun yığınlarının üzerine çıkabilmeli, Sokrates gibi kendi eli ile baldıran zehirini içip hayatına son verebilen insanlığın en mümtaz üyelerini hatırlamalı, bugünümüzü bu en yüksek aydınlara borçlu olduğumuzu bilmeldir. Hiç olmaz ise; son 100 yılımızda Kemal Tahir’leri, Sebahattin Ali’leri, Necip Fazıl’ları, Said-i Nursî’leri vb. bilmeli ve görmelidir. Meselâ; D.Gezmiş ne demiş, bunun için “Son Savunması”nı okumalıdır.

Hülâsa : nüfusumuzun %22’si, en azından yakın çevresine öğretmenlik yapabilir düzeyde, üniversite mezunu seviyesinde, Yüce Dinimizin insanlığa meş’ale olacak hükümlerini irşad edebilecek seviyede en az 5 milyon Din Adamı, bilfiil maaş alan 1,2 milyon öğretmen mevcûdiyetimize rağmen pekiii aziz Ülkemdeki bu cehâlet, bu okumama, okuyamama ve dolayısıyla ; insan olma şansının farkının farkındalığından mahrûmiyet niye bu kadar yüksek ?

Bu hâl benim “AYDIN”ımı niye rahatsız etmiyor ? Okuma yaşındaki 70 milyon insanımızın tümünün kitap, makale, gazete okuması elbette mümkün değil. Fakat, yazık ki; okuduklarını ve kültürünü kitlelere aktarmakla sorumlu ve borçlu olan gûyâ okumuşlarımız  “OKU ” emr-i İlâhisini icra’ ediyor mu ki, bu borcunu îfa’  eylesin ?!  Bu aslî borcunu yerine getirmeyenlerin MÜNEVVER anlamında AYDIN olması mümkün mü ? İşte bunun içindir ki; bize : ” İyi has da, çok uzun yazıyorsun. Bunun için, okuyucuların daha birinci paragrafta gözleri sulanıyor; ikinci paragrafta ise başına ağrı geliyor..” diye uyarı yapılıyor. Doğru, lâkin ; bunca dert ancak bu kadar cümle ile özetlenebiliyor. Ben n’apabilirim? Ya da : “Vermeyince Ma’bud, neylesin  Mahmud.!?” 

Ves-selâm..!..

mgulec@sondakika23.com

YAZIYI PAYLAŞ!

İlk Yorum Yazan Sen Ol!