Kıbrıs'ta 'yol çatına' geldik...


1912 yılında Ege Denizindeki adaları İtalyanlara kaptırınca Anadolu'ya 500 kulaç (350 metre) mesafedeki adalarla Vatanımız denizden de kuşatılmış oldu. Batı'nın ve Haçlıların şımarık veledi "Yunan'ı Denize döktüğümüz" tarih olan 9 Eylül 1922'de Büyük Taarruzu sadece 24 saat daha uzatsaydık, gelecek nesillerin omuzlarına yüklediğimiz bu asırlık zelil durumu daha o zaman yok etmiş olacaktık. Tam da burada birçok aykırı ses çıktığının farkındayım. Fakat arkasına bakmadan kaçan ÇAPULCULAR SÜRÜSÜnün bizi Adalarda durduracak ne gücü kalmış ve ne de mecali kalmıştı. Elbette bizim Mehmetçiğimiz de yorgundu. Lâkin Büyük Taarruz Coşkusundaki Mehmetçik'i adalarda durdurmak bile mümkün olmayacak kadar zembereğinden boşalmıştı. Zaten, Fransızlar ve İtalyanlar 1,5 yıl önce, İngilizler ise Sakarya Meydan Savaşının önü süre Yunan'ın arkasından çekilmişti. Hiç olmazsa 2.Dünya Savaşından sonra İtalya'nın : "Bu adalar hukuken Türkiye'nin. Zaten biz, 1911 yılında hukuk dışı işgal etmiştik, ‘Ege Adaları Barış Masası’na siz de katılın ve size devredelim" dediği hâlde biz; Gazi Mustafa Kemâl'den sonra tümüyle "Sünepelik" olarak uyguladığımız " YURTTA SULH, CİHANDA SULH.." kabuğumuza sığındık ve bugün, bu sünepelikler ve ihmaller zinciri sonucu değil gemilerimiz ve uçaklarımız, olta ile ava çıkan balıkçılarımızın dahi "KITA SAHANLIĞI" ihlâline muhatap olur hâle geldi.

Tüm bu ihmallerimizden yüz bulan Yunan, 1955 yılından itibaren Kıbrıs'ın tamamına da göz dikme pervasızlığına yöneldi. Adnan Menderes'in Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü ZORLU, Tevfik Rüştü Aras'ın ürkek ve Anadolu Ruhu ile hiç bir bağlantısı bulunmayanlardan inşa' ettiği "Monşerler Güruhu’nun "Hariciye Kültürü “nü yıkıp cevval ve Türk'e yakışan onurlu duruşu ile 1957 yılında İngiltere'yi de masaya oturtarak Türkiye'yi Kıbrıs'a GARANTÖR yaptı. Bu tarihten sonra Kıbrıs'ın adı oldu "Yavru Vatan". Hâlbuki Vatanın kendisi varken yavrusu olur mu? Madem tek vatan, tek millet, fakat kuru kuruya ırk veya kavmiyet de bir şey ifade etmiyor. Sekülerizmin hüküm sürdüğü bir sistemde “Ahde vefa” olmaz. Çünkü insanı insan kılan tüm erdemlerin kaynağında samimi ALLAH KORKUSU vardır. Türkiye Devleti, bu hususta Kıbrıs Türk'ünü kendi hâline bıraktı. Esasen; bizâtihi Devletimizin kendisi, kendi hâlinde bile değildi ki.

Kuzey Kıbrıs gençliğinin materyalist olarak yetişmesinin baş sorumlusu, Rauf Denktaş’tır. Bir nevi zamanın çiftlik ağası. Ulusalcılığı ya da milliyetçiliği yere-göğe kondurulmayan Denktaş, Klerides ile aynı locada kayıtlı mason, yâni : "Biraderler. Her ikisi de, Dolar üzerinde yazan, “Yeni Dünya Düzeni”nin birer üyesi.

Toprak alınır, fakat üzerinde ezan ve bayrak dalgalanmadığı sürece vatandan sayılmaz. Böylesi bir yapıdan, Anadolu’nun samimi duygularına karşı ahde vefa beklenemez. Esasen, tarihî köklerine can veren değerlerini silenler, her an sırtlarını dönmeye de müsait hâle gelirler.

Kıbrıs şu anda kritik bir aşamadan geçiyor. Anayasa Mahkemesi “Kur’an eğitimi vermek laikliğe aykırıdır.” deyince de, geriye seküler-cilalanmış cinsinden Türklük kalıyor. Bu gidişle yarın öbür gün onu da siler atarlar. İman, inanç, kıble olmayınca ha Türk olmuş ha Rum, fark eder mi ki?

Diğer tarafta, işin içinde İngiliz olduğundan sosyal hayat bakımından birbirlerinden pek de farkları yok. Yan yana gelseler, kimin Rum, kimin Türk olduğu anlaşılamıyor. 1974’de Ordumuz, Kıbrıs semalarından ve sahillerinden Kıbrıs’a girerek sadece yağmalamayı önlemiş oldu. Devamı ne eğitimde, ne sosyal hayatta, ne de tarihî kültüründe tamamlanamadı. Merhum R. Denktaş, manevi sahadaki bu ihmallerini, 1989 yılında Milliyet Gazetesinin muhabirinin zekice zorlamasıyla zar zor olsa da itiraf etmiştir.

Şimdilerde çokları Kıbrıs’a, ya kumar oynamaya ya da başka gayri meşrû ayaklar için gidiyor. Böylesi bir yapıdan, Anadolu’nun samimi duygularına karşı ahde vefa beklenemez. Referandum olsa “Kuzey Kıbrıs” kalır mı bilemem. Geçmişteki EOKA katliamları yeni yetmelere unutturuldu. Çokları, askerimize “işgal ordusu” diyebiliyor. Maalesef geriden gelen seküler gençlik; Cami, Kur’an... İstemiyor. İslâmî eğitim yasak, Rotary Kulüpleri serbest. Gençlerin çoğu deist, ateist…  Hasılı; Anasının danası oldular. Acilen tedbir alınmazsa, tüm boyutlarıyla elimizden gitmesi dahi ihtimal dahilinde. Ana Vatan'dan her yıl aktarılan kişi başına 4 bin Dolar ile ne zamana kadar? Abd. Gül’ün hayatının en güzel lafı: “İki kasa turunçgili pazarlamaktan acizler.

Öyle sanıyorum ki, Cenevre görüşmeleri sonunda, yani; bu yaz sonuna kadar Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile tanışacağız. Fakat ne kadar Türk: Macar, Bulgar ya da Fin kadar mı, orası da meçhul?

mgulec@sondakika23.com

YAZIYI PAYLAŞ!

YAZARIN SON 5 YAZISI