'O ne der, şu ne der' diyen sünepe Türkiye'den kendi politikalarını kendi belirleyen Türkiye'ye...


Avrupa aydınları, uzak ufukları gören münevver vasıfları sayesinde Rönesanslarını yaparken, ülke ve toplumlarının ilerlemesi için ayağına bağ olan tüm kurum ve tabularını tümüyle elden geçirirken ve bunu da: 20.yy’daki büyük filozofumuz merhum Kemal TAHİR’in tabiri ile :” ASLI  BİZE  AİT  OLANLAR” ile yaparken, bizim aydınlığını kaybetmiş aydınlarımız, bizim ışığı sönmüş münevverlerimiz de; ikbal, menfaat, makam, mansıp, ihtiras, fitne...peşlinde koşuyor olmaları sebebi ile  DEVLET ARACIMIZ,  yüzyıllar boyunca patinaj yaptı ve kapatılması imkansız açık bir ara ile geride kaldık. Böylesi şeytânî vasıflar girdabında kaybolmuş aydınımız, üstelik ezelî ve ebedî düşmanlarımızın türlü tuzakları ile beynini ve ruhunu onlara rehin bıraktı. Tüm bunların sonunda da, Devletimizin adı “HASTA  ADAM”a çıkarıldı. Hasta adamın darmadağın edilmesi ve enkazının yeniden toplanması da yine en az 1(bir) asırdan fazla zamanımızı aldı. Bu arada ; bir takım korkular ve vehimler sebebi ile, dünyanın en köklü devlet kültürüne sahip olmamıza rağmen, DEVLET OLMA GEREĞİne ait tasarruflarımızı belki bilerek ve belki de beynimizin boşaltılmış olması sebebi ile, yine ezelî ve ebedî düşmanlarımızın eline ve emrine verdik.

İç Savaşı kaybeden Güney ABD’lilerden 19.yy sonunda aldığımız silahlarla nice savaşlar verdik, emsalsiz kahramanlıklar yaptık. Fakat, “ Bu silahları biz niye yapmayalım ?” demeyi akıl etmedik. Akıl eden gönüllü kahramanlarımızı da, içimize çöreklenmiş yukarıda tarif ettiğimiz dalâlet ve ihânet Mankurtları, atölyeleri ve fabrikaları ile birlikte havaya uçurdu.

Az gittik uz gittik, nihâyet 21.yy’a ayak bastık. Artık, BATI’nin ve NATO’nun ve esasen; kadîm düşmanlarımızın  ucuz asker deposu ya da sıçrama tahtası değiliz. Tüm zincirleri kırarak yerli üretiyoruz, yerli tüketiyoruz ve savunma sanayimizi de yerlileştirip millileştiriyoruz. Yerli - Milli piyade tüfekleri, yerli “İHA”lar, yerli “SİHA”lar, yerli helikopterler çok yakında da yerli uçağımız, yerli otomobilimiz ve yerli motorumuz geliyor.

Bu arada, Üniversitelerimiz de boş durmuyor. Doğuş Üniversitemiz, geçtiğimiz sene balistiğe el attı. Prof. Dr. Tarık Baykara gecesini gündüzüne eklemiş, bakın hangi yenilikleri savunma sanayimize hediye etmiş :

Balistik özelliklere sahip malzemeden yapılan ürünlerin ağırlığı en hafife indirgendi. Bundan böyle kolluk güçlerimiz hem kendini koruyabilecek hem de hafif malzemeler ile operasyon kabiliyetlerini en yükseğe çıkaracak. Sayın Prof. Tarık Baykara yönetimindeki ekip, Dünyayı şaşırtacak buluşların altına imza atmaya devam ediyor.

Prof. Dr. Tarık Baykara ve ekibinin yaptığı ürünler saymakla bitmiyor. Bunlardan bir tanesi de, şehit  kahramanımız Fethi Sekin olayından sonra trafik polislerimiz için tasarlanmış görev esnasında ellerindeki not aldıkları ve “Sekreterlik” diye tabir edilen ürün balistik oldu. Tehdit vuku’ bulduğunda, kolluk kuvvetlerimizin sekreterliklerleri, canlarını koruyacak, hâin ve sinsi kurşunlardan kendisini korumaya yarayacak siperlik olacak.

Mühendislerimiz, kolluk güçlerimizin dar sokaklarda ve sınır ötesi harekâtlarda da rahatlıkla taşıyabileceği seyyar siper ve seyyar mevzi sistemini geliştirerek diğer ülkelerin envanterinde olmayan bu ve benzerî  daha bir çok ürün üretti. Savunma Sanayiinde yeni ufuklar açan mühendis ve mûcitlerimiz, tümünü bilmemizin mümkün olmadığı daha nice buluş ve ürünleri ile düşmana korku, dosta ise güven oluyor.

Çok çok yakın gelecekte, Egenin dar geleceği, ancak Akdenizin taşıyabileceği, nükleer yakıtla çalışan uçak gemilerimiz ve denizaltılarımız, içimizde ve dışımızda birilerinin uykusunu daha da beter kaçıracağı günleri hep birlikte görecek ve yaşayacağız  inşallah. Ves-selâm..!..

mgulec@sondakika23.com

YAZIYI PAYLAŞ!