Sayın Kemal Kılıçdaroğlu büyük mesafeler aldı, fakat alınacak daha çoook mesafeleri var


Yaz aylarında , melelâ ; şu anda nüfûsu 1,5 milyona kadar çıkan, yurt içi ve yurt dışından gelen turistlerin uğrak mekânı, bu özel vasıflarından dolayı da rant savaşlarının inanılmaz boyutlara tırmandığı Aydın ilimizin Bodrum ilçesi sayın Belediye Başkanının "Taş üstüne taş koyma" şeklindeki ve adı zorlama bir yorumla : "Sanatsal Emek" şeklinde isimlendirilen bir Heykel Açılış Töreni yapıldı. Sayın Başkan, bu açılı öyle bir konuşmayla yaptı ki, 4 Haziran 2021 Cuma günkü makalemizde ortaya koyduğumuz feryadın, inlemenin ve esasen ağlamanın gerekçesini ispat etmiş oldu.

Bu kadar kifâyetsiz, bu kadar içi boş, bu kadar kelime ve kültür dağarcığından yoksun ve yoksul bir konuşmayı yapan kim, neci ve hangi görüşten olursa olsun, Ülkemin gûyâ "aydınları"ndan ideolojik bağnazlıktan sıyrılarak  gök gürültüsü misâli tepki almalıydı. Ülkemin, dış dünyaya açılan penceresi konumunda ve nüfusu 1,5 milyona ulaşan turistik bir şehrinin ; Ülkemiz ekonomisine katma değer sağlayacak yatırımdan, kalkınmadan, çağ atlamadan, istihdamın nasıl oluşturulacağından, kalkınmış ülkeler ile mesafemizin nasıl kapatılacağından zerrece bilgisi ve birikimi bulunmayan bir Belediye Başkanı,  nasıl  olur da bu kadar Türkçe özürlüsü ve bu kadar kelime sefili olabilir, kahrolmamak mümkün değil. Fakat, ne yazık ki; okumanın, yazmanın, konuşmanın ve fikir üretmenin miheng taşı olan FİKİR ETİĞİ de "Ortaklık" pespâyeliğine kurban edilmiş olduğundan, birlikte yürüdüğü kulvardaki yol arkadaşları konumundaki "Aydınlar"dan günlerden beri  "ÇIT" çıkmadı.!.                                                  

Gâzi Mustafa Kemal'in hastalandığı tarih olan 1937 yılından itibaren :                                                      

* 1951 yılına kadar niye 1 cm dahî ilerleyemediğimizi, bunu da 2.Dünya Savaşına sığınarak kamufle ettiģimizi,                                  

* Elimizdeki top, muhimmat ve uçak fabrikalarımızın niye infilak ettirildiğini, motor fabrikamızın tasfiye edildiğini,                                                                                                                                                    

 * Bu aziz Ülkeyi, imar ve inşa'  edecek ne kadar dev yatırımımız olmuş ise ve varsa ; Keban'dan itibaren tüm barajlara, Boğaz Köprülerine, Hava Alanlarına, Marmaray’a, Kanal İstanbul'a,..vs.vs.. canhıraş bir şekilde niye karşı çıktığımızı, bu ÇAKMAKTAŞ KAFA'yı dinleyince ve bu gibilere hâlâ onay verildikçe  her şey daha iyi ve daha net anlaşılıyor.                                                                                                    

Yüce Rabb'imiz, bana sürekli olarak Şevket Süreyya AYDEMİR'in "Heykelleşme" ile ilgili müthiş sözünü hatırlatan ve yaptıkları yegâne iş heykel olan bu zihniyeti ; zavallı, çilekeş ve bahtsız Milletimizin başına bir daha belâ etmez inşallah. Elbette ki, Halkımız da "MÜSTEHAK OLMAYI..." istemez.

Bu husustaki sözü ; işbu hususu çok veciz ifâdelerle tarif, tasvir ve izah etmiş olan (şimdilik) şu 2 aydınımıza bırakıyorum :
* Gazi Mustafa Kemal'i  en iyi anlatan ve İ.İnönü, A.Menderes..vs.. ile ilgili oldukça tarafsız kitaplar yazan, 1925'li yıllarda TKP mensubu olmaktan dolayı takibata ve tutuklamalara muhatap olmuş merhum Şevket Süreyya AYDEMİR diyor ki :                                                                                                          

 " Mustafa Kemal, heykelleştirilme şeklinde putlaştırılmaya başlandığından itibaren Halkımızın kalbinde öldürülmeye başlandı.."
* Marksist eğilimli, akademisyen, araştırmacı ve bilim adamı Sayın Doç.Dr.Fikret BAŞKAYA'yı dinleyelim : " Kişiyi yüceltmekle kişiye tapma arasında doğru yönde bir ilişki vardır. Fakat asıl amaç, yüceltilen kişi değildir. Yüceltme, mistifikasyon yaratmak içindir. Böylelikle tarihsel olaylar çarpıtılmak istenir. Tarihsel olayları çarpıtmaktan amaç da, sınıfsal çıkarları gizlemektir. Tarihsel olayların çarpıtılmasında, bir liderin kişiliğinin arkasına gizlenmek şeklindeki metot da ekseri başvurulan bir yoldur. Bir Osmanlı Paşa’sını, yarı-ilâh durumuna getirenler, elbette bunu boşuna yapmadılar. Sınıfsal çıkarların bir gereği olarak,  M.Kemal’i putlaştırdılar. Aslında Paşa’nın putlaştırılmasının nedeni, başarılan şeylerin büyüklüğünden çok, emekçi kitlelerden gizlenmesi gerekenin öneminden kaynaklanıyordu. Mustafa Kemal’in yaptıkları, bir başka Mustafa’nın, Mustafa Reşit Paşa’nın başlattığı “olaylar” zincirinde sadece bir halkaydı, üstelik zincirin büyük bir halkası da değildi. Tanzimat, Islahat, Meşrutiyet, Cumhuriyet...yarı-sömürgeleşmenin aşamalarıdır. Oysa; resmi ideoloji ve kişi kültü, bunun üreticileri tarafından Cumhuriyetin kurulması, yarı-sömürgeleşmenin sonu olarak gösterilmek istenmiştir…Bir üretim tarzı olarak kapitalizmin her gelişim aşamasına, her tarihsel dönemine uygun düşen sömürü yöntemleri oluşuyor. Siyasal plandaki bağımsızlık bu bakımdan yeterli olmadığı gibi, Türkiye daha önceki dönemde de siyasal bağımsızlığını yitirmiş bir ülke değildi. 

Esasen,                                                                                                                                                    

M. Kemal; Tanzimat geleneği dışında değil, söz konusu geleneğin en radikal sürdürücüsüydü. Ne ki, resmi ideoloji tarafından ısrarla Tanzimat geleneği dışında gösterilmeye çalışıldı. Cumhuriyet aydınları (ideologları), kişi kültü üretip kişiye tapma yolunu seçtiklerinde, buna mecburdular. Şevket Süreyya Aydemir;  “İnkılâbımızı oturtmaya ve Atatürk’ü putlaştırmaya mecburduk… Ama şimdi size ifade edeyim, kitabımda da yazdım : Kahramanlar putlaştırıldığı zaman ölür” diyor.  Esasen, bu ideologlar; tarihsel olayları tahrif ederek ve gerçeğin saptırılmasıyla hegemonya boşluğunu doldurabilirlerdi…

Dünyada sağlığında ve ölümünden sonra M. Kemal kadar anıtı dikilmiş, heykeli, büstü yapılmış, resimleri çoğaltılmış bir başka lider herhalde yoktur. M. Kemal, heykel ve anıtlarının yapılmasından çok hoşlanıyordu. İlk anıtı 1927’de Sarayburnu’nda dikilmişti. Daha sonra heykel ve anıtları görülmemiş boyutlarda arttı…         

5 Ağustos 1935 tarihli (M. Kemal’in henüz hayatta olduğu bir tarih) Cumhuriyet Gazetesi’nde yer alan bir haberde; “Atatürk yarım bir ilahtır; Türkler’in babasıdır. Hiçbir devlet şefi için hayatında bu kadar heykel dikilmemiştir ; ne Mussolini’nin,  ne Hitler’in, ne de Lenin’in anıtları onunkilerle ölçülemez...” deniliyordu. Öyle görünüyor ki, yapılan heykeller, anıtlar vb. ideolojik hegemonya boşluğunu doldurmanın bir aracı olarak görülüyor..."    

Doç.Dr.Fikret Başkaya: Paradigmanın İflası, Doz Yay., Ist.,1991, sayfa 87, 88.
Ben bu kelâmlara eklenecek bir kelam bulmadım, sizin var mı ekleyeceğiniz bir kelâm.
 

mgulec@sondakika23.com

YAZIYI PAYLAŞ!